17 Mayıs 2024 Cuma

İnternetten Döviz Alım Satımı Caiz mi?

Daha önce Altın Hesabı Caiz Mi? diye kendime bir not yazmıştım. O notta hocaların görüşlerini bir araya toplayınca altın hesabında sıkıntıların olduğu görülüyordu. Bankada altının para ile değişimi için kolay bir helal yol görünmüyordu. Altının aksine döviz fiziki olarak banka şubelerinde bulunup masrafsız çekilebilmektedir. Bankadaki yerel paranın döviz cinsinden veya dövizin yerel para cinsinden çekilebiliyor olması hakkında fetva da bulunmaktadır. Ayrıca gelecekte paranın kağıt paradan dijital paraya evrilerek fiziki olmayan bir teslim alma mantığının geliştirilmesi ihtimali mevcuttur. Bu farklar nedeniyle dövizle ilgili bu yeni notu ekleme ihtiyacı hissettim.

"Yed'en bi yedin" Hadisi

İsmail Hakkı Yelkenci hoca bir soruya verdiği cevapta sarf akdindeki peşinlik ilkesinin dayandığı hadisi paylaşıyor.

Soru: İnternet üzerinden altın veya gümüş alıp satmak ve bu yolla para kazanmak câiz midir?

Cevap: Altın ve gümüş alışverişi; hem alım satımın peşin olması ve hem de karşılığı olan bir başka altın, gümüş ya da paranın fiziki olarak elden teslim alınması şartıyla câiz olur, aksi hâlde bu tür bir işlem fâiz olur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), altın ve gümüşün alım satımının peşin olmasını ve derhal teslim alınmasını şart koşmuş ve şöyle buyurmuştur:

“Altına altın, gümüşe gümüş, buğdaya buğday, arpaya arpa, hurmaya hurma ve tuza tuz, misli misline her ikisi de aynı miktarda ve peşin olur. Şayet karşılıklı satılanların cinsleri farklı olursa, peşin olması şartıyla istediğiniz gibi satın.” (Müslim, Kitâbu’l-müsâkât, 75-85; bâbu’r-ribâ ve bâbu’s-sarf ve bey’iz-zeheb, h. no: 4054-4070)

Yani alışverişi yapılan bu malların cinsleri birbirinden farklı olursa, biri diğerinden miktar olarak fazla olabilir, ancak yine peşin olması şarttır. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/internet-uzerinden-altin-alip-satmak-ve-bu-yolla-para-kazanmak-caiz-midir/)

İsmail Hakkı Yelkenci hoca başka bir soruya verdiği cevapta sözkonusu hadisin kağıt paraları da kapsasığını ifade ediyor.

Soru: Dijital ortamda internet bankacılığıyla dövize yatırım yapmak caiz midir?

Cevap: Fıkıh eserlerinde; “genel kabul görmesi halinde” altın ve gümüş dışındaki metal paraların da altın ve gümüş gibi işlem göreceği ve bunlara da sarf hükümlerinin uygulanacağı kabul edildiği gibi, günümüzde baskın görüş de; piyasaya hâkim olması sebebiyle kâğıt paralara da sarf hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündedir. İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi, 11-16 Ekim 1986 tarihlerinde yapılan üçüncü dönem toplantısındaki 21 sayılı kararıyla bu kanaati desteklemiştir. Bu nedenle her tür para alışverişi sarf akdi olacağından elden ele teslim yoluyla fiziki olması gerekir. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/dijital-ortamda-internet-bankaciligiyla-dovize-yatirim-yapmak-caiz-midir/)

Hadisin Aldanmayı Önleme Yorumu

Ebubekir Sifil hoca "yed'en bi yedin" hadisinden maksadın aldanmayı önlemek olduğu ve bu sakınca ortadan kalktığında meclis birliğinin gerekmeyeceği görüşünü kabul ediyor.

Soru: Dövizin internet üzerinden alım satımı caiz midir?

Cevap: Alimler paranın parayla, altının altınla, gümüşün gümüşle mübadelesi "yed'en bi yedin" olmalıdır diyor. Yani elden ele verip alacağız diyorlar... Aynı mecliste, aynı ortamda, yed'en bi yedin alacak verecek, yoksa faize girer diyorlar.  Böyle bir hassasiyet var. Bu meclis ittihadı şartı herhangi bir aldanma aldatma vesaire olmasın diye öngörülmüş diyen alimler var... Eğer bu sakıncalar ortadan kalkarsa o zaman mecliste ısrar etmek gerekir mi? Yani bir adam internet üzerinden "Şu kadar Türk parası karşılığı şu kadar döviz alacağım" diye garantisi verilmiş bir işlem yapsa, ... herhangi bir komisyon, aracılık ücreti, vesaire söz konusu değilse, alınan rakam ve verilen rakam aynen garantili bir şekilde tescil ediliyorsa garanti ediliyorsa, bunda da bir sakınca olmamak gerekir. Çünkü bir aldanma vesaire söz konusu değildir... Sözümüz mutlak fetva olarak kabul edilmesin. (Ebubekir Sifil, video)

Hadisin Hükmî Kabz Yorumu

İhsan Şenocak hoca paraların aynı mecliste alınıp verilmesini kabz-ı hissi ve paraların hesaba geçmesini kabz-ı hükmi olarak isimlendiriyor. Büyük meblağlar durumunda kabz-ı hissinin zor olduğunu ve kabz-ı hükminin caiz olduğunu söylüyor.

Soru: İnternet bankacılığı üzerinden dolar alım-satım işlemi yapmak caiz midir?

Cevap: Kabz ikiye ayrılır. Bir kabz-ı hissi var, bir de kabz-ı hükmi var. Kabz-ı hissi nedir? Bizzat alıyorsunuz. Verdim ben size altını, aldım sizden Türk parasını veya siz bana dolar verdiniz, ben size Türk parası verdim veya tersi oldu. Bu şekilde o mecliste bunu yapıyoruz.

İnternette bu işlem olur mu? Olur... Adam şimdi bir hesaba 10 milyon dolar yatırıyor, Türk parası alacak. Peki, karşılığında bu kadar Türk parasını alıp da çantayla götürme imkanı var mı? Yok... Büyük meblağlar. Büyük şirketler büyük paralar / mallar veriyorlar, satıyorlar, hesaplarına para yatırıyor veya para transferi yapıyorlar. Sarf yapıyorlar bu şekilde... Eğer bu işlem yapılıyor, karşılıklı olarak sizin hesabınıza bu para geçtiyse bu da hükmi kabz olur... Yani benim hesabıma ya da senin hesabına bu para geçiyorsa... İnternette, bankacılıkta, tabi faizli bankalarda değil de faizsiz finans kurumlarında bu işlemi yapıyorlarsa, eğer hesaplarına bu para geçiyorsa o zaman bu caiz olur.

20-30 yıl önce (yazılan fıkıh kitaplarımızda bu muasır meseleler incelenirken) bu işlemler yapıldığında bilgisayar ortamı bugünkü gibi hızlı değildi. Hesaba geçti diye görünüyordu belki, iki gün sonra onu alabiliyordun. Ama bugün öyle değil. Belki hemen işlem yapamıyorsun ama orda görebiliyorsun... On milyonluk altın aldın, hesabına geçti görüyorsun. Dolayısıyla bunlar hükmi kabz olurlar. Zaten Mecmaʿi’l-fıkhi’l-İslâmî de buna böyle cevaz veriyor. (İhsan Şenocak, video)

Alternatif Yorumların Reddedilmesi

Abdülhamid Türkeri hoca "yed'en bi yedin" hadisine göre para cinslerinin alım satımında fiziksel kabzın zorunlu olduğunu belirtiyor.

Soru: Mobil Bankacılık Üzerinden Altın ve Döviz Alımı Caiz midir?

Cevap: Hanefi mezhebine göre para cinslerinin birbirinden alım satımı sarf babıdır ve sarf babında da paraların fiziksel olarak o mecliste kabzı zorunludur... Allah Rasülü hadis-i şerifte "yed'en bi yedin" buyuruyor, yani elden ele. Hadiste şart koşulan ve fiziksel kabz olarak anlaşılan bu kabz kanaatimizce internet bankacılığında... hesaptan hesaba transferde tahakkuk etmiyordur. [Hesaba geçme günümüz fakihlerince kabz gibi (hükmî kabz, örfî kabz) değerlendiriliyor ancak] Allah Rasülü ictihada imkan olmayacak şekilde "yed'en bi yedin" buyuruyordur... Osmanlı'nın son dönemlerinde de [bakır ve gümüş paraların transferi ciddi problem ancak ne] İbni Abidin gibi zatlarda [ne de Mecelle'de] "fiziksel kabz değil de farklı bir kabz düşünülebilir" gibi bir şey bulamıyoruz. Hanefi mezhebinde genel kuraldır, nas (hadis, ayet) olduğu zaman ictihad olamaz orada. O zaman "Ya bugün artık günümüzde bu olmazsa olmaz, ihtiyaç oldu" ile nas susturulamaz... 1400 yıllık İslam geleneğinde [Allah Rasülü'nün bu hadisinin] farklı bir şekilde yorumlanabileceğini söyleyen ciddi hiçbir alim karşımıza çıkmıyordur." (Abdülhamid Türkeri, video)

Güncelleme için Gerekçe ve Çekince

Fatih Kalender hoca internet bankacılığında fiziksel kabzın gerçekleşmediğini hatırlatıp paraya bakış açımızda yön çizebilecek iki konuya değiniyor. Ancak değindiği konulara rağmen faiz konusunda hassas olmakta fayda görüp şu an itibariyle fetva vermediğini belirtiyor.

Soru: İnternet bankacılığından döviz veya altın al sat yapabilir miyiz?

Cevap: İnternet bankacılığındaki döviz veya altın alım satımlarında fiziksel anlamda bir kabz gerçekleşmemektedir. Günümüz fıkıhçılarından buna hükmi kabz ya da örfi kabz diyenler var. Ama burda ciddi anlamda bazı sıkıntılar olduğu için [fetva vermiyoruz].

Hatta şunu da bilmekteyiz. Bankalar arasındaki transferlerin fiziksel olmadığını açık ve net bir şekilde bankacılar da ifade ediyor. Yani A bankasından siz B bankasına bir para havale ettiğiniz zaman gerçekte bu paranın oraya bir havalesi söz konusu değildir. Çünkü her bir bankanın merkez bankasında belli bir miktar rezervi vardır...Ve bunlar birbirleriyle havale vesaire işlemleri yapıldığı zaman işte ay sonu, gün sonu veya hafta sonu ne ise, o merkez bankasındaki aidiyetlerde el değiştirme olacaktır... Yoksa hakikatte A bankası B bankasına bavullarla para göndermek, böyle bir şey yok.

Hatta ekonomide üst düzey olan bir kardeşimiz ifade etmişti. Belki rakamlarda [yanılabilirim]. Diyordu ki: Türkiye'de ticari hacim olarak 750 milyon TL ticari para var, yani alım satım var. Karşılığı olmayan para değil, karşılığı olan para var. Ama fiziksel olan para, yani bakkalda, manavda, ufak esnafın elinde veyahutta işte memurun cebine giren fiziksel para ise 120 milyon TL. Peki diğer paralar? Diğer paralar hiçbir zaman banka hesaplarından çıkmadığı için, hiçbir zaman kasadan çıkmadığı için, basılıp da kasada boşuna durmasının bir mantığı olmayacağı için tamamıyla rakamlardan ibaret. Bu bile aslında paraya bakış noktamızda bize ciddi anlamda bir yön çizme durumunda olabilir.

Para alım satımları konusunda [hassas olmakta fayda vardır]. Riba babında [şu da var]: "Şüphe hakikat makamına kaimdir". Hanefi fıkhında bunu çokça görürüz. Yani iki mal birbirleriyle değiştirilecek, acaba aynı cins mi değil mi? Şüphe mi var, aynı cins kabul eder, fazlalık ihtimalinden dolayı değiştirme der. Yani efendim, eşit olma ihtimalleri var. Eşit olmama ihtimali var mı, var. O zaman bu ihtimalde hareket ederiz, caiz değildir der... Faiz az bir mesele değildir, Allah'a harp ilan etmektir...Yani herhangi bir devlete harb ilan etmek değil, müslümanlara harb ilan etmek değil, Allah'a, yaratıcısına karşı harb ilan etmektir Kur'anın ifadesiyle. Dolayısıyla böyle bir hassas mevzuda [yani faiz söz konusu olduğu zaman] en ufacık bir şaibe dahi varsa fukaha onu terketmiştir... Faiz şüphesi eşittir faizdir demişlerdir. O yüzden bu konularda bu manada hassas olmakta fayda vardır. (Fatih Kalender, video)

Fatih Kalender hocanın farklı bir videoda bu tartışmanın devamı niteliğinde ifadeleri bulunuyor.

Yarın, öbür gün ne olur? Belki para sistemi külliyen değişir, kripto paralara geçiş olur, otorite olarak devlet bunu kabul eder, fiziksel para ortadan kalkar. O zaman fıkıh elbette buna da bir cevap verecektir. Ona göre de bir teslim alma mantığı ortaya koyacaktır. Ama en azından şu an itibariyle meseleye bakacak olursak mobil şube üzerinden altın alım satımlarına veya internet üzerinden altın alım satımlarına şu an itibariyle fetva vermiyoruz. (Fatih Kalender, video)

İsmail Hakkı Yelkenci hoca da hem geçmiş tecrübelerden hem de hadisten örnek vererek ihtiyatlı olmayı tavsiye ediyor.

Tarih, alım satım görüntüsü adı altında nice fâiz yollarının ortaya çıkmasının örnekleri ile doludur. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/internet-uzerinden-altin-alip-satmak-ve-bu-yolla-para-kazanmak-caiz-midir/)

İslâm’ın haram ve helâl kıldığı hususlar açık olup ikisi arasında kalan şüpheli fiillerin bulunduğu bir saha vardır. Bunlar da haram veya helâle dair nasların sübut ve delâletleriyle ilgili olan ve ayrıca eldeki hukukî hadiseye tatbiki sırasında ortaya çıkan bazı şüpheli durumlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bunlardan uzak durmanın din ve namusu korumak için daha emin bir yol olduğunu, bunları yapan kimsenin ise haram işlemeye çok yaklaşmış olacağını söylemiştir. (Buhârî, “Îmân”, 39; Müslim, “Müsâḳāt”, 107-108; Ebû Dâvûd, “Büyûʿ”, 3)... Özellikle güncel konularda en doğru ve isabetli görüşü tespit ederken ihtiyatlı davranmak, kişinin vera’yı tercih edip dinini şüphelerden sakındırması açısından önem arz etmektedir. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/farkli-fetvalar-arasinda-nasil-tercih-yapacagiz/)

Farklı Fetvalar Arasındaki Tercih

Yukarıdaki soru-cevaplarda internet üzerinden döviz alımına Ebubekir Sifil ve İhsan Şenocak hocaların cevaz verdiği ama İsmail Hakkı Yelkenci, Abdülhamid Türkeri ve Fatih Kalender hocaların cevaz vermediği görülmektedir. Bu durumda hangi fetvanın tercih edileceği sorusu akla gelmektedir. İsmail Hakkı Yelkenci hoca bu soruya cevap vermektedir.

Soru: Farklı fetvalar arasında nasıl tercih yapacağız?

Cevap: Fetva, dinî ve hukukî bir konuda görüş bildirmek demektir. Fetva verenler (müftîler/müftüler) birer hocadır, görüşlerini bildirirler. Görüşlerini tutarlı ve mantıklı bulanlar buna göre amel eder; tutarsız bulanlar da başka bir müftüye sorar, onun fetvasıyla amel ederler. Bu konuda herkesin ortak bir karar vermesi düşünülemez. Zira fetva, ayet ve hadislerde açık bir hüküm bulunmadığı zaman verilir. Bu durumda da her âlimin ortak bir görüş bildirmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. İçlerinde doğru fetva verenler olacağı gibi yanlış fetva verenler de olacaktır. Mükellefe düşen ise bu konuda araştırma yapmaktır. Fetva verenlere delili sorulur ve bu delillere göre biri tercih edilir. İslâm âlimlerinin ittifak edemediği konularda farklı içtihatlar, yorumlar ve tefsirler var demektir. Bunların hangisinin “Allah katında doğru” olduğunu ancak Allah bilir. İçtihadı, yorumu, tefsiri bu konularda yetkili olan âlimler yapmış ise, fetvayı bunlar vermişlerse, herkesinki kendine göre doğrudur. İşte bu konuları birden fazlasına sormak da bilmeyenlerin vazifesidir, soran aldığı cevabı uygular.

...Sonuç olarak; nasıl ki dört mezhep içtihat farklılıklarından oluşmuş ise güncel konularda da ilim ehli tarafından farklı görüşlerin beyan edilmesi gayet normaldir. Bunda şaşılacak bir durum yoktur, fetva soran bu görüşlerden kanaat ettiği ile amel edecektir. Fakat özellikle güncel konularda en doğru ve isabetli görüşü tespit ederken ihtiyatlı davranmak, kişinin vera’yı tercih edip dinini şüphelerden sakındırması açısından önem arz etmektedir. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/farkli-fetvalar-arasinda-nasil-tercih-yapacagiz/)

Bir Kolaylık: Hesaptaki Dövizin TL Olarak Çekilmesi

Ahmed Polat hoca döviz ile TL'nin birbirine online olarak çevrilemeyeceğini fakat hesapta bulunan altının veya dövizin TL olarak çekilebileceğini belirtmektedir.

Soru: Bankada bulunan dövizimi TL olarak çekebilir miyim?

Cevap: Öncelikle, online bir şekilde var olan TL'yi dolara veya doları TL'ye çevirebilmemiz caiz değildir. Bu konu sarf akdi ile alakalı olduğu için fiziksel kabzlaşmanın gerekliliği sanırım bilinmektedir...

[Fakat] bir kimse banka hesabında olan altınını almak için vezneye gidip "Benim hesabımda olan 10 gram altını çekmek istiyorum" dediğinde, TL olarak hiç altını eline almadan TL olarak alması caiz olacaktır. Zira banka borçlu, bu kişi ise alacaklı taraftır. Dolayısıyla bir kimse kendi alacağını borçlu olan tarafa satıp filhalde kabzı gerçekleştirecek olursa bu bağlamda caizdir. Yani bankaya gidip hesabında olan 10 gram altınını, şu anki itibarla diyelim ki 5.000 TL olarak, o an vezneden alması, mecliste olan bir akit olduğundan dolayı caiz olacaktır... Yani illa da altını elinize alıp, sonra altını satıp, sonra tekrar para olarak almanıza bu bağlamda gerek yok. Çünkü burada meclis birliği zaten sağlandığı için ... alacağınızı filhal burada tedbil edip TL olarak ... alabileceksiniz.

Diğer online meselede iki tarafın teslimi veya tesellümü online bir şekilde gerçekleşmekte. Fiziksel bir tebeddül olmamakta. Burada ise bir taraf kendi zimmetinde olan alacağını zaten önceden öteki tarafa yatırdığı için tek tarafın kabzıyla beraber bu akdi kendi icra etmiş olabilecektir. Bu nedenle bankada var olan dövizinizi veyahutta dolarınızı vezneden bizatihi gidip başka bir para birimiyle o an teslim almanızda herhangi bir sakınca olmayacaktır. (Ahmed Polat, video)

Bir Kolaylık: Kuyumcuya EFT Yapıp Altın Alınması

İsmail Hakkı Yelkenci hoca EFT yoluyla kuyumcunun hesabına emanet olarak aktarılan para ile altın alım satım işleminin yapılabileceğini belirtmektedir.

Soru: Kuyumcunun hesabına havale/EFT yaparak altın alışverişi caiz midir?

Cevap: Banka mesai saatleri ve EFT saatleri içerisinde yapılan altın alım satım işlemleri transfer işlemi gerçekleştikten sonra tamamlanmalıdır. Zira sistemin yoğunluğuna göre işlem süresi uzayabilmekte hatta teknik sebeplere bağlı olarak hiç gerçekleşmeyebilmektedir. Bu süre zarfında kur fiyatlarında değişkenlik olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Kuyumcularla yapılan görüşmeler neticesinde ulaşılan bilgiye göre; mesai saatleri içerisinde ve EFT saatleri dâhilinde olsa bile transfer işlemi gerçekleşmeden alım satım işlemi bitirilmemektedir. Kuyumcunun hesabına geçen bedelin ise emanet hükmünde olduğu söylenebilir. Emanet bırakan kişi onayladıktan sonra kendisine emanet edilen kişinin o parayı akit meclisinde satın alması caiz görülmüştür. (el-Fetevâ’l-hindiyye (b.y.: Matbeatü’l-Emîriyye, 1310),3: 248)

Banka mesai saatleri ve EFT saatleri dışında gerçekleştirilen altın alışverişinde ise bedel, mesai saatlerinin başladığı günün EFT saatinde ilgili hesaba geçecektir. Bu durum ise sarf akdinin peşinlik ilkesi ile çelişecektir. Zira işlem Cuma günü mesai sonrası yapılacak olursa hiçbir aksaklık olmasa bile bedel kuyumcunun hesabına haftanın ilk iş gününde transfer edilecektir. Kaldı ki teknik sebeplere bağlı olarak transfer işleminin hiç gerçekleşmeme durumu da bulunmaktadır. Bu nedenle ifade edildiği üzere bedel kuyumcunun hesabına geçtikten sonra, alışveriş işlemi sonlandırılmalıdır. Kuyumcunun işyerinde yapılan işlemlerde; transfer gerçekleşmeden önce anlaşılan kur, taraflar için alışveriş niteliğinde değil, vaadleşme niteliğinde olmalıdır. Bu nedenle bedelin kuyumcuya gönderildiği zaman diliminde bitirilen bir işlem sarf açısından problemli olacaktır. Zira bu durumda daha sonraki işlem sadece altının tesliminden ibaret olacaktır. Alışveriş daha önce gerçekleştirildiği için bedeller peşin olarak alınmamış olacaktır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus taraflar arasında daha önce anlaşılan kurun her iki tarafı bağlayıcı nitelikte olmaması gereğidir.

EFT ile İlgili Sorunlar

Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ve banknotların değersizleşmesi ile birlikte EFT ile ödeme yaygın bir hal almıştır. Ancak ödemeyi EFT ile yapmak ve fiziksel para ile yapmak arasında bazı farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu farklılıklar EFT ile altın veya döviz alımı işlemlerini sarf açısından problemli hale getirebilmektedir.

1) EFT'de paranın hesaba geçmesi akit meclisinin dağılmasından sonraya sarkabilmektedir.

Herhangi bir zamanda verilen bir EFT emri ancak belirlenen işlem günü geldiğinde, emir o güne kadar iptal edilmediğinde ve hesapta emri karşılayacak yeterli tutar bulunduğunda gerçekleşmektedir. Ayrıca EFT gerçekleştiğinde para göndericinin hesabından çıkmış olsa bile bu paranın alıcının hesabına yansıması vakit alabilmektedir.

Örnek: Aracını satmak isterken dolandırıcıların hedefi oldu

Mustafa Demir, EFT yapılmış gibi gösterilerek, senetle dolandırıldığını öne sürdü. Mehmet Demir, "2006 model aracım vardı. İnternet sitesine satışa koydum. Buna istinaden Aydın'dan İ.O. adlı kişi ulaştı, arabamı almak istediğini söyledi. 'Tamam' dedim. Afyon otogarında buluştuk, beni arayan kişi arabayı almaya gelmedi. Adını bilmediğim gelen kişi aracı beğenmeleri halinde görüştüğüm Aydın'daki kişinin bana banka yoluyla parayı göndereceğini söyledi. 52 bin liraya anlaştık. Aracımın satışını yapmak için notere gittik. Paranın hesabıma yatmadığımı söyleyince 'şimdi gönderiyorum' diyerek EFT yaptığının fotoğrafını telefonuma gönderdi. EFT talimatını sonradan iptal etmiş 'senin bankan uyuşmuyor, yarın hesabında olur' dedi. Ben de buna güvenerek noterde satışı gerçekleştirdim" dedi. (23 Kasım 2020, https://www.ntv.com.tr/turkiye/aracini-satmak-isterken-dolandiricilarin-hedefi-oldu,8aTYBYHDhU6KhERscTqXkg)

2) EFT'de para alıcının hesabına yansısa bile alıcının o para ile işlem yapması engellenebilmektedir.

Örnek: Altınların parasını EFT ile aldı, hayatının şokunu yaşadı

Edinilen bilgiye göre, 8 Ocak Cuma günü Ertaç Kuyumculuğa gelen 2 kişi, 9 cumhuriyet ile 1 çeyrek altın almak istediklerini, üstlerinde para olmadığı için ödemeyi EFT ile yapmak istediklerini söylediler. Şahısların talebini kabul eden kuyumcu İnanoğlu, parayı hesabında gördükten sonra altınları teslim etti. Daha sonra parayı çekmek için bankaya giden İnanoğlu, bütün hesabına 'dolandırıcılık' şüphesinden dolayı bloke konduğunu gördü. Yasal olarak bütün girişimleri yapan İnanoğlu, kendi özel hesabındaki blokeyi kaldırırken, altınların parasının üzerindeki blokeyi kaldırtamadı. İnanoğlu, Savcılığa suç duyurusunda bulundu. (15 Ocak 2021, https://arsiv.turkiyegazetesi.com.tr/yasam/altinlarin-parasini-eft-ile-aldi-hayatinin-sokunu-yasadi-760122)

3) EFT'de para alıcının hesabına yansısa bile alıcı o para üzerinde tam hak sahibi olmaz (Hesap Bloke).

Örnek: Banka Hesaplarımı Bloke Ettiler | Fiziki Varlıklar Hayat Kurtarır

Ekonomist Çoban anlatıyor: Bunların hepsi hesabıma konan icranın, hesabıma gelen hacizin belgeleri... Vergileri genellikle öteliyoruz... Ben de onlardan biriyim. En son yapılandırmayla birlikte çok da büyük olmayan bir meblağı taksitlendirmiş, yapılandırmaya sokmuş ve taksidinin iki tanesini arka arkaya ödemeyi atlamışım. Hemen akabinde de vergi dairesi tarafından hesaplarıma bloke gelmiş. Bu bloke durumu çok enteresan bir durum. Para çok büyük değil fakat bunun karşılığında sizin bankalardaki bütün hesaplarınıza bloke geliyor. Parayı da çekmiyor, sadece bütün hesaplarınızı bloke ediyor. Bununla karşı karşıya kaldığınız zaman kilitlenip kalıyorsunuz. Ne yapmam lazım? Borcu ödememe lazım. O zaman borcu ödeyelim fakat para banka hesabında, nasıl ödeyeceğiz? (16 Şubat 2024, https://www.youtube.com/watch?v=m7HfzBpAeqo)

4) EFT'de para alıcının hesabına yansısa bile alıcı o paranın tamamını bankadan çekemeyebilir (Mevduat Sigortası Limiti).

Örnek: Mevduat garantisinin üst limiti yükseltildi

Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında TMSF Başkanlığı'ndan yayımlanan Fon Kurulu Kararı'na göre; halihazırda 400 bin TL olan sigortaya tabi mevduat ve katılım fonu tutarı, 2024 takvim yılı başından geçerli olmak üzere 650 bin TL olarak belirlendi. Böylece bankanın iflası, el konulması gibi durumlarda mevduatın 650 bin liraya kadar olan kısmı devlet garantisi altına girmiş oldu. Başka bir deyişle banka iflas ederse mevduatın 650 bin liraya kadar olan kısmı mudilere ödenecek. (14 Aralık 2023, https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/bankada-parasi-olanlar-dikkat-mevduat-garantisinin-ust-limiti-yukseltildi_ID1478743/)

Not: Türkiye'de mevduat ve katılım fonuna ilişkin sigorta limitleri hakkında detaylı açıklama ve güncel limitler TMSF'nin internet sitesinde mevcuttur: https://www.tmsf.org.tr/tr/Tmsf/Finansman/mevduat.sss.guncel

Nakdin Yerini EFT'nin Almaya Başlaması

Nakit yerine EFT ile ödeme yapılmasının teşvik edildiğini veya zorunlu kılındığını gösteren bazı örnekler vardır. Yukarıda belirtilen sorunların aksine bu örnekler paranın dijital hale geldiği yorumunu desteklemektedir.

1) Ödemelerde Finansal Kuruluş Kullanma Zorunluluğu

Örnek: Tüketicilere 7 bin lirayı aşan ödemelerde finansal kuruluşları kullanma zorunluluğu getirildi

Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nde (Sıra No: 459) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ Taslağı'nı kamuoyunun görüşüne açtı. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde, nihai tüketiciler de tevsik zorunluluğu kapsamına alınacak. Tevsik zorunluluğu kapsamında olanların, 7 bin lirayı aşan ödeme ve tahsilatlarında, banka, PTT veya aracı finansal kurumları kullanmaları zorunlu olacak. Örneğin, kamu kurumunda memur olarak çalışan kişi, evinde kullanmak üzere, beyaz eşya perakende ticaretiyle uğraşan bir firmadan 20 bin lira tutarında bir buzdolabı satın aldığında, tutar 7 bin lirayı aştığı için, bu işleme ait tahsilat ve ödemenin banka ve aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması gerekecek. (11 Eylül 2024, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/tuketicilere-7-bin-lirayi-asan-odemelerde-finansal-kuruluslari-kullanma-zorunlulugu-getirildi/3327124/)

2) Bazı Marketlerde Nakit Ödemenin Kaldırılması

Örnek: FİLE Market'te nakit ödeme kalkıyor mu? Yeni uygulama için tarih verildi

FİLE Market bazı marketlerinde nakit ödemeyi kaldıracağını ve sadece kredi, banka kartıyla ödeme kabul edeceğini resmen duyurdu. FİLE Market’ten yapılan açıklamada, "Sevgili müşterilerimiz 08.07.2024 tarihinden itibaren bu mağazamızda yapılan alışverişlerde daha pratik, hızlı ve hijyenik bir alışveriş deneyimi yaşamanız amacıyla sadece kredi/banka kartları ile ödemeye geçilecektir” ifadeleri yer aldı. (24 Haziran 2024, https://www.dunya.com/gundem/file-markette-nakit-odeme-kalkiyor-mu-yeni-uygulama-icin-tarih-verildi-haberi-733519)

3) Dijital Türk Lirasının Geliştirilmesi

Örnek: Dijital Türk Lirası Projesi'nin birinci faz çalışması tamamlandı

Merkez Bankası, Dijital Türk Lirası Projesi'nin birinci faz değerlendirme raporunda, çalışmaların kesintisiz devam ettiğini, nihai kararın alınması ve ilgili mevzuatın hayata geçmesiyle birlikte dijital Türk lirasının yaygınlaştırma çalışmalarının hızlanması ve tüm Türkiye'de kullanıma sunulmasının mümkün olabileceğini duyurdu. (2 Ocak 2024, https://www.bloomberght.com/dijital-turk-lirasi-projesi-nin-birinci-faz-calismasi-tamamlandi-2344939)


11 Ağustos 2023 Cuma

Yılbaşı Kutlamaması

Oyuncakların sesli ve ışıklı olanları sade olanlarına kıyasla bebeklerin ilgisini daha çok çekmektedir. Bu ifadedeki oyuncağı sesli ve ışıklı herhangi bir uyaranla genellersek bebekleri de herhangi bir yaştaki insanla genelleyebiliriz. Çünkü sesli ve ışıklı uyaranları bol miktarda içeren kutlamalar her yaştan insanın ilgisini çekmektedir. İnsanın ilgi çekici her uyarana ilgi göstermesi gerekli değildir ve hatta bazı uyaranlardan sakınması da gerekebilir. Yetişkin insanlar doğruyu ve yanlışı ayırabilecek bilgi birikimine sahip oldukları için bebeklerden farklıdır ve davranışlarını ortaya koymadan önce bir akıl süzgecinden geçirmelidir.

Çoğu müslümanın akıl süzgecinden geçirmeden dahil olduğu bir kutlama yılbaşı kutlamasıdır. Halbuki bir müslümanın kafirlere benzememek için onların kutlamalarını taklit etmekten sakınmaya çalışması beklenmektedir. Nasıl bir kafir Allah için kurban kesip Kurban Bayramı kutlamıyorsa bir müslüman da süslemeler, danslar ve Allah için olmayan yeme-içmelerle yılbaşı kutlamıyor olmalıdır. Yılbaşı kutlamalarından sakınmak konusunda yahudiler bile bazı müslümanlardan daha bilinçli davranmaktadır. Mesela bir haber, 2023 yılına girerken Batı Kudüs'te herhangi bir kutlama gözlenmediğini belirtmektedir [1]. Ne yazık ki gaflet perdesi İslami bir hayat yaşama bilincini zayıflatmaktadır. Müslümanlar “Rüzgarın esişine tabi olan ot gibi nefis ve hevanın zevkine uyma. Zira arşın gölgesi bir kulübeden evladır.” diye nasihat veren Mevlana gibi manevi önderlere ihtiyaç duymaktadır. Çünkü bir hadis-i şerifte belirtildiği gibi “din nasihattir”.

Din nasihat ise bir müslümanın yılbaşı kutlamaması için kardeşlerini şefkatle uyarması gerekir. Elbette böyle bir nasihat vermek bu nasihatı duymak istemeyenleri karşıya almak ve kendini bir mücadele içinde bulmak demektir. Günümüz müslümanları genellikle müslüman kimliğini belli etmemek için mücadeleden kaçıp umursamaz davranmaktadır. Halbuki müslüman olmak sadece gizlice inanmayı değil ayrıca "eşhedü" diyerek inandığının arkasında durup şahitlik yapmayı gerektirmektedir. Kulu ve resulu olduğuna şahitlik ettiğimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” buyurmuştur. O halde yılbaşı kutlamaları hakkında müslümanları uyarmak imanın bir gereğidir.

Bir müslüman nasihat etmek, görüş belirtmek ve hatta müslüman kimliğini belli etmekten sakınırken İslam düşmanları hiç sakınmadan ve sıkılmadan kendi fikirlerini savunmaya devam etmektedir. Mesela ülkenin her yerindeki okullarda yılbaşı kutlamaları devam ederken 2016 yılında bir ilçenin milli eğitim müdürlüğü bu konuda uyarı niteliğinde bir resmi yazı gördermiştir. Resmi yazının içeriği şu şekildedir:

“Müdürlüğümüze şifahi olarak bildirilen şikayetlerden anlaşıldığı üzere; mevzuat dışı, ders ve sosyal etkinliklerle alakası olmayan, değer yargılarımızdan uzak, bazı kutlamalar için öğrencilerin özendirildiği ve öğrencilere yönlendirmeler yapıldığı bilgileri ve şikayetleri gelmektedir. Dönem ve yıl sonu olması nedeniyle dersleri engelleyecek, öğrencileri farklı alışkanlıklara ve olumsuz davranışlara sevk edebilecek ya da özendirebilecek, eğlence, şans oyunu, çekiliş ve yılbaşı adı altında öğrencileri ekonomik durumlarına göre farklı algılara sokabilecek (yılbaşı hediyeleşmesi, çam süslemesi, Noel baba figürü vb.) milli ve manevi değerlerimizden uzak etkinliklerin yapılmaması ve bir aksaklığa mahal verilmemesi hususunda; Bilgilerinizi ve gereğini önemle rica ederim.”
İlçe milli eğitim müdürlüğü görevinin bir gereği olarak gönderilen bu haklı yazıyı ancak “vur patlasın, çal oynasın” felsefesini dünyaya yaymaya çalışan ve bu uğurda birilerini karşısına almaktan çekinmeyen biri reddebilir. Nitekim yazıyı gönderen müdür, din düşmanlığıyla öne çıkan parti, dernek ve sendika kurumlarının ilçe başkanları tarafından sosyal medya lincine uğramıştır [2]. Din düşmanlarındaki cesaretin onda biri neden müslümanlarda yok diye düşünüyorum bazen, sonra yüz yıldır müslümanlara yapılan ama bahsetmekten bile korkulan zulümler aklıma geliyor.

Yılbaşı kutlamaları ve okullardaki savrulmaya karşı müslümanların suskunluğu Ali Taşçı'nın da dikkatini çekmiş ve 2023 yılında seçimlerden iki ay sonra bir köşe yazısı kaleme almış [3]. Köşe yazısında suskunlukla ilgili tespitler şu şekilde olmuş:

  • “Yılsonu etkinliği” adı altında gelenek ve göreneklerimizle asla örtüşmeyen, değer yargılarımıza tamamen ters, birçok velinin de asla tasvip etmediği işler oluyor okullarda. Herkes de suskun!
  • “Muhafazakâr” bir iktidarın yirmi ikinci senesine girmiş bulunuyoruz. Sözü fazla uzatmak istemiyorum; eğer önümüzdeki beş senelik zaman dilimi içerisinde, kendi kültür ve medeniyetimize dönük bir eğitim sergileyemeyeceksek, beş sene sonra gelecek olduğumuz durağı ben hayal bile edemiyorum!
  • Bu “etkinlikler”, maalesef birçok okul müdürü tarafından da rağbet görmektedir. Adam “ilahiyatçı” ama “gerici” damgasını yememek için her türlü fıtrat bozgunculuğuna “evet” demekten çekinmemektedir.
  • Müslüman toplum, inançlarını hâlâ burnunun dibinde bir cüzzam / alaten gibi saklamasın; imanını, alnından bir nur gibi fışkırtsın ve bundan herkes aydınlansın. Yarasalar depreşecek diye bunca zamandır mağaralarda yaşadıklarımız artık yeter değil midir? Müslümanlar göğüslerini gere gere “Müslüanım Elhamdülillah” desin yahu!

Evet, veya hayır. Yarasalar depreşecek diye fıtrat bozgunculuğuna “Hayır” diyemeyecek miyiz? Yanlış olana bir şey diyemeyip susuyorsak bunun bir sorun olduğunu ve hayır diyememe zafiyetine karşı psikologların hizmet sunduklarını hatırlayalım. Bazen bir topluluğa sunulan teklife sadece hayır demek yeterli gelmemektedir. Çünkü genellikle (1) teklife yapılan ilk itirazdan sonra oylamaya geçilmektedir, (2) oylamada hayır demeye cesaret edenler azınlıkta kalmaktadır, (3) oylama sonucu teklif uygulamaya konmakta ve itiraz edenlere de dayatılmaktadır. Böylece müslümanlar suskun veya azınlık kaldığında demoktratik bir oylama onların hakkını korumamaktadır. Bu durumda müslümanların karar sürecine katılan diğer üyeleri de ikna etmek için çaba sarfedip vakit ayırması gerekmektedir.

Oylama ile yılbaşı kutlama dayatması okullardaki veli gruplarında sık karşılaşılan bir durumdur. Yılsonu yaklaştığında bir sınıf annesi genellikle Whatsapp veli grubunda yılbaşı kutlama planını sunar. Gelen tepkiye göre kutlamadaki kırmızı ve yeşil temaların dozunu ayarlar. Veliler oylama yapıp süslemeler, danslar ve Allah için olmayan yeme-içmelerle yılbaşı kutlaması yapılmasına karar verebilir. Halbuki okulda dinsiz bir hayat pratiği şeklinde kutlama yapmak bir dini eğitimdir. Türk Medeni Kanunu'nun 341. maddesi “Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir. Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.” demektedir. Okulda yılbaşı kutlamasının kendi çocuğuna dayatılmasını kabul etmeyen bir veli bu kanuna dayanarak oylamayı ve kutlamayı reddebilir.

Veli grubunun oylama ile aldığı yılbaşı kutlama kararının kendi çocuğuna dayatılmasını kabul etmeyen anne-babaların veli grubuna gönderebileceği örnek bir mesaj aşağıda yer almaktadır. Bu mesaj duruma özeldir ve her duruma hitap etmemektedir fakat yılbaşı kutlama kararına karşı ne diyeceğini düşünen müslüman anne ve babalara yol gösterici olabilir.

Sayın veliler,
Sınıfta velilerce yapılması istenen uygulamalar konusunda bir derdimi paylaşmak istiyorum. Herkesin inançları, dünya görüşleri, hassasiyetleri, maddi durumları, engellilik durumları, gluten duyarlılıkları, anne-babalı olma durumları aynı değildir. Bazı uygulamalar çoğunluk için eğlenceli olsa da bazı veliler ve çocuklar için rencide edici, kaygılandırıcı, stres yapıcı, uyku kaçırıcı olabilir. Bu tür durumlarda herkesin hakkının korunması için oy çokluğu yerine oy birliği aranması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde çoğunluk istiyor diye emrivaki oldubitti uygulamalar, birkaç veliyi veya öğrenciyi ayrıştıracak, zor duruma sokacak ve huzur kaçıracaktır.

Mesela şu an gündemi olan pastalı kutlama özelinde:
  • Kutlama için gelen veliler arasında anne-babasını göremeyen çocuklar üzülecektir.
  • Kutlama giderlerine maddi destek sağlamayan veliler hem bu konuda eksiklik hissedecek hem de giderlerden faydalanmak konusunda tereddüt yaşayarak dışlanmışlık hissedecektir.
  • Derslerde lavaboya gitmek ve beslenme yapmak yasak olduğu için on dakikalık tenefüste çocuğum hangisini yapsın diye düşünen veliler derslerin bu tür kutlamalar ile aksatılmasından gücenecektir.
  • Peygamberini çok seven müslüman veliler Hz. İsa'nın doğum günündeki bir kutlamadan daha coşkulu bir kutlamayı Hz. Muhammed'in (s.a.v.) doğum gününde yapma ihtiyacı hissedecek fakat bu konuda çifte standartla karşılacağını düşünüp üzülecektir.
  • Çocuğunu kendi doğrularına göre yetiştirmeye çalışan veliler başka velilerin kendi doğrularını dayatmasına karşı öfke hissedecektir.
  • Çocuğuna kıymet veren veliler ona okulda birilerinin keyif verici yiyecekler vermek için ısrar etmesinden tedirgin olacaktır.
  • Titiz çocuklar üflenmiş veya dışardan gelmiş pastalar konusında canı çekme ile titizlik arasında ikilem yaşayacaktır.
  • Çoğunluğun görüşüyle aynı görüşü paylaşmayan veliler mağduriyet önleme girişimlerinin çocuğun dışlanmasına veya öğretmenin taraflı olmasına yol açmasından endişe ederek çaresizlik yaşayacaktır.

Yılbaşında yapılmak istenen pastalı kutlamanın zaruri olmayan, farklılıkları ortaya çıkarıp ayrıştırıcı olan ve bazı velileri zora sokan bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Sınıfta yapılması istenenen bu ve benzeri uygulamalarda bazı velilerin keyfi için bazı velilerin mutsuz edilmemesi konusunda özellikle sınıf annelerinin anlayışını rica ediyorum. Herkesin kendi evinde istediği kutlamayı yapma imkanı varken başkalarının çocuklarının da olduğu bir sınıfta faaliyet yürütmek için ısrarcı olunmamasını rica ediyorum.

Sınıfa yazıcı alınması, tuvalet kapı kilitlerinin onarılması, tuvaletlere peçete konulması, merdivenlerde ve kapılarda itip kakmalara karşı güvenliğin sağlanması gibi konular varken amacı herkesi tatmin etmeyen bir kutlamanın bunlardan daha çok ilgi görmesine hayret ettiğimi de belirtmek isterim.

Makalem burada sona erdi fakat hayat devam ediyor. Umarım gelen yıllar okullarda yılbaşı kutlaması dayatması olmadan gelir. Umarım müslümanlar şu andan itibaren daha bilinçli olur. Gerçekten olur mu? “Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!” [4]. Risale-i Nur'da geçen bu cümleyi belki daha önce duymuşuzdur fakat bu söz klişe bir slogan olmaktan öte geçip hayatımıza yansımalıdır. Çünkü o cümlenin öncesinde şu ifade geçmektedir: “Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garp husumeti, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.” Bizim konumuz açısından bunun anlamı, İslam'ın şiarlarını hedef alan Arap düşmanlığını bırakıp yılbaşı kutlaması gibi Batı'nın şiarlarına düşmanlık yapmaktır. Bunu sağlamada bireysel olarak bize düşen vazife birlik olmaktır: “Manevi bir mücahede içerisinde bulunduğumuz böyle bir zamanda, tek başımıza bir şey yapmamız neredeyse mümkün değil. 'Zaman cemaat zamanıdır.' prensibiyle hareket etmekle mükellefiz... Zira şavaşta bir fert, tek başına hiçbir şey yapamaz.” [5]


Referanslar

[1] https://www.haber7.com/foto-galeri/77593-dindar-yahudiler-yilbasini-kutlamadi-yeni-yil-bizim-icin-4-ay-onceydi/
[2] https://www.cnnturk.com/turkiye/ilce-milli-egitim-mudurlugunden-okullara-tepki-ceken-yilbasi-uyarisi
[3] https://www.haber7.com/yazarlar/d-ali-tasci/3331858-okullardaki-yil-sonu-etkinliklerine-dikkat
[4] http://www.erisale.com/#content.tr.14.166
[5] https://sorularlarisale.com/umitvar-olunuz-su-istikbal-inkilabi-icinde-en-yuksek-gur-sada-islamin-sadasi-olacaktir-cumlesine-gore-muslumanlar

2 Ağustos 2023 Çarşamba

Zekat Hesaplama İlkelerim

Giriş

İnsan için en önemli iki an doğum ve ölümdür ancak bu ikisi arasında da işe girme, evlenme, zenginliğe kavuşma da diğer önemli anlardan bazılarıdır. Bir müslüman zengin olduğunda zekatını hesaplamaya başlar. Zekatla ilgili hükümler Büyük İslam İlmihali ve Ni’meti İslam gibi ilmihallerde açıklanmaktadır. İlmihaller her Müslümanın bilmesi farz olan hükümleri özetlediği için zekat mükellefinin ilmihalden zekat bölümünü okuyup öğrenmesi gerekir. Her gün sayfalarca haber, yorum, gönderi ve püf noktası okurken yıllar önce aldığımız o ilmihali okumasak olmaz değil mi? Ancak ilmihalde konuların dizilişi akademik bir sırada olabilir ve verilen örnekler sadece her devirde geçerli olabilecek genel uygulamalardan seçilebilir. Bu nedenle 2020’lerdeki bir zekat mükellefine en başından en sonuna kadar rehberlik edecek bir sırada olmayabilir. Zekat mükellefi umursamaz biri değilse kafasındaki soruların cevabını aramaya başlar ve genellikle ilk başvuru adresi internettir.

İnternetin çoğu insan için ilk başvuru kaynağı olmak, dünyevi meselelerde sayısız kaynak sunarken dini konularda eksik kalmak ve insan gibi cümleler kurup kitlelere ulaşan yapay zeka için bir kanal görevi görmek gibi özellikleri vardır. Bu özellikler bana deccalin önce peygamberlik sonra ilahlık iddia etmesiyle ilgili ve bir gözünün kör olup salkımdan dışarı fırlamış bir üzüm tanesi gibi pörtlek olmasıyla ilgili hadisleri hatırlattı. İnternette dini konularda çok az yayın olduğu için bu hadislerin Türkçe tam meallerini de bulamadım. Hâlbuki telefondaki malayani bir uygulamanın ayarları hakkında internette çok sayıda yazı bulmak mümkündür. Bu durum zekat hakkındaki ve faiz hakkındaki çevrimiçi kaynak sayılarının kıyaslamasına da yansımaktadır. Ne yazık ki internette faiz konusunda devasa bir bilgi birikimi varken zekat konusundaki bilgi birikimi genellikle ilmihaldeki bilgilerin tekrarı niteliğindedir. Müslüman bir ülkede sıradan bir vatandaş bile faizin puanı (yani faiz oranının yüz katının virgülden sonraki iki basamağı) ile ilgilenir hale gelmiştir. 

Zekat için bilgi talep etmedikçe, bu bilgi için bir bedel ödemeye yanaşmadıkça ve faiz hesaplamada gösterilen titizliği zekat konusunda göstermedikçe kimse vaktini zekatla ilgili bir bilgi sunmaya ayırmamaktadır. İlme olan talebin az olması zekatın günlük hayatta uygulanması hakkındaki bu yazıyı yazmayı ertelememe neden oldu. Ancak karşıma çıkan “İlmin esirgenmesi helal olmaz.” hadisi beni tekrar teşvik etti. Böylece zekatla ilgili kafama takılan sorular için bulduğum cevapları ve bu cevaplara göre kendim için belirlediğim zekat hesaplama ilkelerini yazmaya karar verdim. Başka durumda olan birinin kendi ilkelerini belirleyebilmesi için kendi ilkelerimin dayanaklarını da belirttim. 

Bu yazının ortaya çıkmasına neden olan temel soru zekatın hangi günkü mal varlığına göre nasıl hesaplanacağı ve verileceğidir. Zekatın hangi günkü mala göre hesaplanacağı; nisap miktarının kaç gram altın alındığına, dönüşümde hangi altın fiyatının dikkate alındığına, bir yılın kaç gün alındığına ve malın eşler arasında nasıl paylaşıldığına göre değişmektedir. Kişinin bu konularda belirlediği ilkeler, onun ticari olmayan evini veya arabasını satıp yenisini aldığı yıllarda ödeyeceği zekatı da değiştirmektedir. Nisabın sene-i devriyesi, evin satılmasının gündemde olmadığı günlere denk gelirse o evin zekatı hesaplanmayacak fakat evin satılık olduğu veya satılıp paraya çevrilmiş olduğu günlere denk gelirse zekatı hesaplanacaktır. Bu yüzden ibadetinde titiz davranan birinin zekat hesaplamalarını rastgele yapmayıp bazı ilkeleri en başta belirlemesi gerekmektedir.

Zekat Hesaplama İlkelerim

# Hangi günkü mal için zekat hesaplıyorum?

Nisap miktarına ulaşırsam bunun tarihini not ediyorum ve bundan bir hicri yıl sonra da nisap miktarı malım olursa malın o son günkü miktarı üzerinden zekat hesaplıyorum. Bir hicri yıl geçmesini beklememin dayanağı ilmihaldeki şu maddelerdir (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Zekat):

Madde: En az nisap miktarı, artmaya elverişli bir mal üzerinden, tam bir kameri (hicri) sene geçip son bulmadıkça zekat lazım gelmez. Nisap miktarı hem senenin evvelinde, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içerisinde eksilmesi, zekatın farz olmasına engel olmaz. Sene içinde artan mal sene sonunda diğer mal ile beraber zekata tabi olur. [Yani sene sonundaki mal miktarı dikkate alınır.] (Madde 9)

# Hicri tarihi nasıl hesaplıyorum?

Nisaba ulaştığım tarihi not ettikten sonra nisabın sene-i devriyesini hicri takvime göre belirliyorum. Hicri aylar hilalin (yen ayın) görülmesi ile başlar. Takvimler hilalin doğma zamanını tam olarak hesaplayıp bildirse de hilalin görünürlüğü kesin olarak tahmin edilemez. Ama hicri günleri belirlemede benim bir yetkim olmadığı için diyanetin hesabını dikkate alıyorum. Diyanetin sitesinde hicri aybaşlarının hangi güne denk geldiği ilan ediliyor (https://vakithesaplama.diyanet.gov.tr/hicriden_miladiye. php). Ayrıca şu site bir miladi tarihi hicri tarihe diyanet takvimini esas alarak dönüştürülebiliyor: https://hicri-miladi-tarih-hesaplama.hesabet. com.

# Hangi nisap miktarını esas alıyorum?

Nisaba ulaştığım günü belirlemek için nisap miktarını netleştirmiş olmam gerekiyor. Nisap miktarı olarak 96 gram altın alıyorum. Nisap miktarını 96 gram altın almamın dayanağı şu soru-cevaptır: 

Soru: Zekatta olması gereken nisap kaç gramdır?

Cevap: Allah Resulü zekatı miskal ile beyan etmiştir. 20 miskalin altında zekat yok demiştir. Miskal de arpa taneleriyle ölçülmektedir. Arpa tanelerinin boyutları, hacimleri, kabukları farklı farklı olduklarından dolayı o 20 miskalin ağırlığının ne olduğu da farklılık göstermektedir. Bu hususta tartışma ve farklılık son derece doğaldır. Ancak Osmanlı'nın son döneminde 96 gram fakihler tarafından tercih edildiğinden dolayı bizim kanaatimiz 96 gram olması gerektiğidir. (Abdülhamid Türkeri, İsmailağa Fıkıh Kurulu Üyesi, https://www.youtube.com/watch?v=JzBl7EpciM8)

# Hangi altın fiyatını esas alıyorum?

Karışık cinsteki malın nisaba ulaşıp ulaşmadığını belirlerken TL varlıkları ve zekat borcunun kapanıp kapanmadığını belirlerken de ödemeleri altın birimine çeviriyorum. Bunun için https://altinkaynak.com/Altin/Kur sitesindeki Perakende 22 Ayar Bilezik Alış fiyatını kullanıyorum. Gün Pazara denk gelirse Cumartesi fiyatlarını kullanıyorum.

Altının alış fiyatını kullanmamın dayanağı şu soru-cevaptır: 

Soru: Altının zekatı kağıt para olarak verileceği zaman altının alış fiyatı mı satış fiyatı mı esas alınır? 

Cevap: Zekat mükellefi, zekatını altının kendisinden vermek istiyorsa altın olarak verir. Fakat altınını bozdurmak istemiyorsa kuyumcuya gider bozdurma fiyatını (yani kuyumcunun alış fiyatı) esas alarak gramın karşılığını TL olarak verir. (Fatih Mehmet AYDIN, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı, https://www.youtube.com/watch?v=yqc8bQfnFMo

Altının 22 ayar fiyatını kullanmamın dayanağı şu soru-cevaptır: 

Soru: Altının TL fiyatı altının ayarına göre değişiyor. Belli bir miktar TL ile alınabilecek düşük ayardaki altın nisap miktarına ulaşırken aynı TL ile alınabilecek yüksek ayardaki altın nisap miktarına ulaşmıyor. TL'nin nisabı hangi ayar altına göre hesaplanacaktır? Altının zekatı TL ile verilecekse, nasıl verilecektir?  

Cevap: Zekat yükümlülüğü için temel ihtiyaçların ve borcun dışında nisaba ulaşacak bir birikim sahibi olmak gerekiyor. Eğer bir birikim farklı ayarlarda altından oluşuyorsa, hangi ayardan kaç gram olduğuna bakılmaz. Birikim sahibi bunları toparlar, gram olarak nisap miktarına ulaşıyorsa zekat yükümlüsü olur. Eğer birikim kağıt paradan oluşuyorsa, bunun nisaba ulaşıp ulaşmadığının tespiti için 22 ayar altın dikkate alınır. O günkü altın fiyatına göre, nisap miktarı 22 ayar altının karşılığı olan kağıt paraya ulaşmışsa bu kişi zekatla yükümlüdür. 22 ayarın tercih edilmesinin sebebi en fazla kullanılan altın çeşidi olmasıdır. (İdris Bozkurt, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi, https://www.youtube.com/watch?v=yqc8bQfnFMo)

# Neden başka altın fiyatlarına bakmıyorum?

İnternetteki Perakende 22 Ayar Bilezik Alış fiyatını esas aldıktan sonra vereceğim zekatın eksik olacağı konusunda endişelenmeme gerek yok.  Altın fiyatlarına baktığım https://altinkaynak.com/Altin/Kur sitesindeki bazı gözlemlerim şu şekildedir:

  1. Gişe alış fiyatları ne işlemin perakende veya toptan olmasına göre ne de altının işlenmiş veya hurda olmasına göre değişiyor (fark <‰3).
  2. Gişe alış fiyatları gişe satış fiyatlarının %3-4 altında oluyor. Bulunduğum yerdeki kuyumcuların bozdurma fiyatı da genellikle internetteki gişe alış fiyatında oluyor.
    • Demek ki standart olan, altının gişe alış fiyatıdır. Gişe satış fiyatı ise işçilik veya aracıların kârı nedeniyle yüksek oluyor. 
  3. Altın fiyatının düşük veya yüksek alınması, zekatı verilecek TL varlıkların ve zekat olarak TL ödemelerin her ikisini de aynı yönde etkiliyor.

# Neden zekat borcumu altın birimi ile takip ediyorum?

Altın cinsinden nisap miktarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek için karışık cinsteki malı altın birimine çeviriyorum. Bütün malı altın biriminde toplamışken zekat borcunu da altın biriminden hesaplıyorum. Zekat borcumun kapanıp kapanmadığını tespit etmek için, TL cinsinden yaptığım zekat ödemelerini de altın birimine çeviriyorum. Böylece kalan zekat borcumu altın birimi ile takip edip onu TL'deki değer kaybından korumuş oluyorum. Zekat borcunda değer kaybını dikkate almamın dayanağı şu soru-cevaptır:

Soru: Zekâtı fakirlere taksitle parça parça vadeli olarak ödemek caiz midir?

Cevap: ... Bir insanın zekat borcunu senesi dolunca ödemesi gerekirken, belli bir zaman sonra vermiş olsa da zekât borcunu îfâ etmiş olur. Fakat zekat fakirin hakkıdır ve bir an evvel ona ulaştırılması gerekir. Her ne kadar parça parça verilmesi mümkün ise de, gecikme sebebiyle farz olan zekat miktarında oluşacak değer kaybı telafi edilerek verilmesi gerekir. Zira zekat farz olduğu vakitte fakir onunla örneğin; on ekmek alırken geç verildiğinde dokuz ekmek alabiliyorsa bir ekmek karşılığı kadar zekat eksik verilmiş olacaktır. (İsmail Hakkı Yelkenci, https://fetvalar.hgev.org.tr/soru/zekati-fakirlere-taksitle-parca-parca-vadeli-olarak-odemek-caiz-midir/)

# Hesaplamalarda hata payı olabilir mi?

Zekat hesaplamalarındaki hata kaynakları şunlar olabilir:

  • Ödemeyi bir aracı ile gönderdiğimde ödeme fakire ulaşana kadar TL değer kaybına uğrayabilir veya altın değer kazanabilir.
  • Hesaplarda yuvarlamalar olabilir.
  • Kıyıda köşede saymayı unuttuğum TL varlıklarım ve yüzüğüm olabilir.

Bu hata kaynaklarından en önemlisi birincisidir. Yani zekatın fakire ulaşana kadar değer kaybına uğramasıdır. Bu hatayı önlemek için ne yaptığımı ve ne yapamadığımı aşağıda açıkladım.

1) Karışık cinsteki malın zekat borcu için ödemeleri kolaylık olsun diye TL olarak yapıyorum ve ödemelerin altın karşılığını da şöyle hesaplıyorum: 

Altın cinsinden ödeme [gr] = TL cinsinden ödeme [TL] / Altın fiyatı [TL/gr]

Formüle göre zekat aracıya verildikten sonra fakire ulaşana kadar altın fiyatları  %1 artarsa TL ödemelerin de %1 daha fazla olması gerekir. Ödemelerin altın karşılığının hesaplanmasındaki olası hatalara karşı hem altın hem TL varlıkların zekat borcunu %5 temkin ile ödüyorum. Mesela 400.000 TL değerinde mal için 10.000 TL zekata ilave olarak 500 TL temkin olacak ama eksik hesaplama endişesinden kurtulmuş olacağım.

2) Aracılara verdiğim zekat ödemelerinin altın karşılığının hesabında zekatı aracıya verdiğim tarihi dikkate alıyorum. Zekatın ne kadarlık kısmının, kime, ne zaman ulaştığı bilgisi gelirse defterime not ediyorum fakat zekat ödemelerinin altın karşılığını zekatın ulaşma tarihine göre hesaplamıyorum. Bunun temel nedeni zorluktur. Zekatın fakirlere ulaşma tarihini bazen hiç öğrenemiyorum, bazen de bunu soruşturunca aracılar sıkılıyor. Ayrıca ulaşma tarihini elde etsem bile defterde sonradan düzeltme yapmak, hesap tablolarında bu ayrıntıları dikkate almak zor, kafa karıştırıcı ve bir süre sonra işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Zekatın ulaştırılmasındaki gecikmeden doğan hataları temkin ile telafi ediyorum. Mesela nisap miktarındaki 96 gram altının zekatı 2,4 gram altındır, bunun da %5 temkini 0,12 gram altındır. Gözlemlerime göre zekatın ulaşması haftalarca sürmedikçe %5 temkin yeterli olmaktadır.

  • Mesela 2019 yılında zekatlarımın yarısına yakını aracılara verilmiş ve bunlar en fazla 2 hafta içinde ulaştırılmış. Zekatın ulaşma tarihi yerine elden çıkma tarihi dikkate almak zekatı 0,05 gram altın eksik hesaplanmasına neden olmuş fakat 0,50 gram altın miktarındaki  %5 temkin bunu telafi etmiş.
  • Mesela enflasyonun yüksek olduğu 2021 yılında zekatlarımın beşte biri aracılara verilmiş ve bunlardan bazılarının ulaştırılması 7 haftaya kadar uzamış. Zekatın ulaşma tarihi yerine elden çıkma tarihini dikkate almak zekatın 0,12 gram altın eksik hesaplanmasına neden olmuş fakat 0,36 gram altın miktarındaki %5 temkin bunu telafi etmiş.

Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde zekatın ulaşma tarihlerine göre hesap yapmak yerine temkin oranı artırılabilir veya zekatın doğrudan verilmesi tercih edilebilir.

# Zekatı dönemler arasında aktarıyor muyum?

Her yıl zekat borcu tahakkuk ettikten sonra kısa süre içinde zekat borcunu ödemeye çalışıyorum. Bazen zekat tahakkuk etmeden ödeme yapıyorum bazen fazla ödemelerimi sonraki senenin zekat borcundan düşüyorum. Zekatı dönemler arasında aktarmamın dayanağı ilmihaldeki şu maddelerdir (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Zekat):

Madde: Muayyen miktarda bulunan nakit paraların ve ticaret mallarının üzerinden bir sene geçtiği takdirde, zekatlarını derhal, yani sene biter bitmez hemen vermek icap eder. Çünkü bu halde bunlara yoksulların hakları taalluk etmiş olur. Artık bunu özürsüz yere tehir etmek caiz olmaz. (Madde 2) 
Madde: Nisap miktarında olan bir malın zekatı daha sene dolmadan acele edilerek fakirlere verilebilir. (Madde 85) 
Madde: Nisap miktarındaki bir malın birkaç senelik zekatı birden verilebilir. Sene sonunda bu miktar mevcut bulundukça zekatları verilmiş bulunur. (Madde 86) 
Madde:  Bir kimsenin mesela bin lirası olduğu halde iki bin lira zannederek ona göre zekat verecek olsa, bu fazla verdiği zekatı ertesi senenin zekatına sayabilir. (Madde 88)

# Zekat, fitre ve kurbandan arasındaki farklar nelerdir?

Hangilerinde nisaba ulaşmamın üzerine bir yıl sayıyorum veya ailemdekiler için ödeme yapıyorum?

  • Zekat için, nisap miktarı malın üzerinden bir kameri yılın geçmiş olması (malın bir yıl elde bulunması) gerekir.  Zekat verecek kimsenin zengin ve baliğ olması gerekir.
  • Fitrede malın üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Fitrenin verileceği en son gün bile, nisab miktarı mal eline geçse, kendisine derhal fitre vâcib olur. Kendisi ve velayetleri altındaki kişiler için fıtır sadakası verir.
  • Kurbanda malın üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Kurban Bayramı'nın üçüncü günü ihtiyaçlarının dışında eline nisap miktarına ulaşan bir para geçen kimsenin kurban kesmesi vâciptir.

# Zekat hesaplarını karı-koca arasında ayırıyor muyum?

Evliliğimin ilk zamanlarında zekatın nasıl hesaplanacağı ve malın karı-koca arasında ayrılması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değildim. O zamanlarda vermiş olduğumuz ortak zekatlarda kimin ne kadar payı olduğunu belirleyebilmek için daha sonradan kendimin ve hanımın zengin olma tarihlerini ve zekat borçlarını ayrı ayrı hesapladım. Bundan sonra hanım zengin olduğunda zekat hesabını kendi yapacak. Zekat hesaplarını ayırmamın dayanağı şu soru-cevaptır:

Soru: Ortak mal varlığı olan karı-koca zekatı nasıl hesaplar? 
Cevap: Hanefi mezhebine göre zekat, fıtır, kurban, hac gibi mali ibadetler tıpkı namazda olduğu gibi her bir bireye müstakil olarak farz veya vacip olur. Ailede çalışılıp da ortak bir mal varlığı elde edildiyse, hisselerin belirlenmesi, her bir bireye düşen mal varlığının ayrılması, ona göre bir hesap yapılıp zekat mükellefiyetinin tespit edilmesi gerekir. Her bir birey kendi ferdi mülkiyetini hesaplamakla sorumludur. (Abdülhamit Türkeri, İsmailağa Fıkıh Kurulu Üyesi, https://www.youtube.com/watch?v= 8U_Jh5NLiDE)

Zekat Borcu ve Ödemeleri Takip Tablosu

Yukarıda anlatılan ilkelere göre zekat nasıl hesaplanır, zekat ödemeleri nasıl takip edilir ve diğer mali ibadetlerin kaydı nasıl tutulur sorularına cevap olarak hazırlanan örnek bir tablo aşağıda verilmiştir. Böyle bir tabloyu bilgisayardaki hesap tablolarında hazırlamak kolaylık sağlamaktadır fakat gerekli de değildir. Doğrudan kareli defter üzerine işlenmesi zor değildir.

Tabloda herhangi bir yılın 5 Receb'inde nisaba ulaşmış birinin sonraki bir yılda zekat ödeyip ödemeyeceği ve ödeyecekse ne kadar zekat ödeyeceği ve yaptığı zekat ödemelerinin zekat borcunu karşılayıp karşılamadığını nasıl hesapladığı gösterilmiştir. Ayrıca fitre ve kurban ibadetlerini yapıp yapmadığını nasıl takip ettiği gösterilmiştir.

Tabloda herhangi bir yılın 5 Receb'inde nisaba ulaşmış birinin sonraki bir yılda zekat ödeyip ödemeyeceği ve ödeyecekse ne kadar zekat ödeyeceği ve yaptığı zekat ödemelerinin zekat borcunu karşılayıp karşılamadığını nasıl hesapladığı gösterilmiştir. Ayrıca fitre ve kurban ibadetlerini yapıp yapmadığını nasıl takip ettiği gösterilmiştir.

Tabloya göre hem bütün varlıklar altın cinsine çevrilerek zekat hesaplanmıştır hem de ödemeler altın cinsine çevrilerek zekat borcunun kapanıp kapanmadığı takip edilmiştir. Bütün varlıkları tek bir cinse çevirmeyip her varlığın zekatını ayrı ayrı vermek zahmetli ve karışık olacaktır. Ayrıca varlıklar altın cinsine çevrilmediğinde nisap miktarına ulaşılıp ulaşılmadığının kıyaslaması yapılamayacaktır. Para cinsinden hesaplanan zekat geç ama aynı miktardaki para olarak verildiğinde paranın değer kaybından dolayı eksik verilmiş olacaktır. Fakat zekat borcunu altın olarak takip etmek değer kaybından dolayı zekatın eksik verilmesini önleyecektir.

26 Şubat 2023 Pazar

Zekatın Temlik Şartı, Aracılık ve Vekalet

Özet

Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Zekatın kime verilebileceği Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah), yolda kalmış olanlar, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar ve müellefe-i kulûb (kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler)dur (Tevbe, 9/60). Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Zekat, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Genel olarak bir mal tedavi ve su kuyusu gibi hayır işlerine sarf edildiğinde temlikin gerçekleşmediği kabul edilmektedir. Fakat bir görüşe göre aracılar, zekât alması caiz olan kimselerden vekalet alarak onlar adına zekat alıp onların tedavi ve su kuyusu gibi ihtiyaçlarına sarf edebilir. Bu durumda kurumlara zekât verilebilmesi için, o kurumun zekât hakkında fıkhı bilgiye vakıf olması aranmalıdır.

Zekatın Temlik Şartı Vardır

Zekat şu şekilde tanımlanmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen. Büyük İslam İlmihali, Zekat Kitabı, Madde 1.) :

Zekat ıstılahta, bir malın muayyen bir miktarını, muayyen bir zaman sonra hak sahibi olan bir kısım Müslümanlara Allah Teâlâ’nın rızası için tamamen temlik etmek (mülkiyetine geçirmek)ten ibarettir.

Zekatın temlik şartı şu şekilde açıklanmaktadır (Ömer Nasuhi Bilmen. Büyük İslam İlmihali, Zekat Kitabı, Madde 92.) :

Zekatın ehil olan kimseye mülk yapılması şarttır.

Bundan dolayı fakirlere, yemeği serbest bırakmak suretiyle yedirilen yemek zekat sayılmaz.

Yine böylece bir hayır işine sarf edilen para, zekata sayılamaz. Mesela bir zekat parasıyla köle azat edilemez, veya bir zata hac yaptırılamaz veya mescit, medrese, çeşme, yol, köprü yaptırılamaz, ölülerin kefenleri alınamaz veya borçları ödenemez.

Fakat bir fakir, aldığı bir zekat parasını kendi rızasıyla bu gibi hayır işine sarf etse, bundan hem o fakir, hem de ona zekatı vermiş olan zat, sevap kazanmış olur.

Yine böylece bir fakiri zekata sayılmak üzere bir evde oturtmakla zekat verilmiş olmaz. Çünkü bu bir mülk yapılma sayılmaz.

Zekatın rünkü temlik olarak ifade edilmektedir ve şu şekilde açıklanmaktadır (Mehmed Zihni. Ni’meti İslâm, Zekat Kitabı.) :

Zekatın rüknü: Temliktir ki, menfaatini her bakımdan kendinden kesmek yoluyla malın bir kısmını sarf yeri olan fakire vermektir. Kendinin borçlusu bulunan fakirin borcunu zekatına sayarak ibra etmek yahut zekat niyetiyle köle azat etmek veya cami yaptırmak, hac veya umre etmek, temlik ve zekat olmadığı gibi usul ve füruundan olan fakire temlik dahi menfaati kendinden tamamen kesmiş olmamak cihetiyle zekat değildir. Mal kaydı ile menfaat hariç kalmıştır ki, menfaat temlik etmek (mesela zekatına sayarak akarında fakiri iskan eylemek) zekat değildir.

Zekatın temlik gerçekleşmeyen yere verilemeyeceği şu şekilde açıklanmaktadır (Mehmed Zihni. Ni’meti İslâm, Zekat Kitabı, Zekatın Verileceği Yerler) :

Zekatı mescitlerin yapılmasına ve onarılmasına sarf etmek sahih olmadığı gibi ölünün cihazına, borcunu ödemeye ve azad olunacak kölenin semenine sarf eylemek dahi olmaz.

Zekattan ölünün tekfini için çare: Bir fakire verip o fakirin onu tekfin etmesidir. İkisine de sevap olur. Mescitlerin hayır işlerine sarf etmenin dahi çaresi budur. Fakir için bu hususta emre muhalefet var mıdır? Nakil görülmemiş ise de zahir olan, olmamasıdır.

Temliğin tam olarak ne olduğu ve benzer ameliyelerden farkı şu şekilde açıklanmaktadır (Fatih Kalender. https://youtu.be/N-k-BRA3hCA?t=155) :

Fukaha [mülkiyetin/aidiyetin intikali ile ilgili ameliyelerde] üçlü taksime gitmiştir. Temlik vardır, ibaha vardır, bir de iskat vardır.

Temlik: Bir mal vardır, bir de malın maliki vardır. Bu mal ile malik arasında da bir irtibat vardır ki bu irtibata mülkiyet irtibatı derler. Türkçe'de bunun karşılığı [olarak] aidiyet ifadesini kullanabiliriz. Bu aidiyetin bir şahıstan başka bir şahısa intikali ise fıkıh dilinde temlik ile ifade edilebilir. Yani bir aynın maliki var, o ayndaki mülkiyetini kendisinden soyutlayıp da bir başka tarafa intikal ettiriyor ise ve karşı tarafa artık bu saatten sonra aidiyet intikal ediyorsa bu ameliyede temlik gerçekleşmiş deniyor.

İbaha: Bir malik vardır, bir de mal vardır. Malikin maldaki mülkiyetini soyutlamaksızın intifasını yani kullanımına dair karşı tarafa müsade etmesidir. Ama bu kullanım yani bu menfaatlenme bazı kere malın tüketimine yönelik olabilir. Buna fıkıh dilinde istihlaki mallar derler. Bazı kere de malın aynı bakidir, onun menfaatinden istifade edersiniz. Örneğin [misafir olduğumuz bu stüdyoda] önünüzdeki tabletten istifade etmeniz veya bizim şu bardaktan istifade etmemiz gibi.

Temlik ile ibahayı şu şekilde de misallendirebiliriz. İki tabak yemek olsa, biri sağ tarafta biri sol tarafta. Sağ taraftakini tabağıyla beraber "Buyur hocam, bu senin olsun, size bunu veriyorum dedidiğim" zaman onu siz alıp evinize getirebiliyorsanız, istediğiniz anlamda orada tasarruf yapabiliyorsanız bu temliktir. Ama ikinci tabaktakini ise "Buyur hocam, buradan yiyebilirsiniz" dediğim zaman ise o zaman sizin oradan yemenize müsade vardır ama mülkiyetinize yani aidiyetinize intikal anlamında değil. Onu kaşığınıza koyup kendinize intikal ettirene kadar mülkiyeti bana aittir. Siz onu tükettikten sonra artık size intikal etmiş olacak. Ama o intikal ettiği an itibariyle ise ortada bir mülkiyet kalmayacaktır. Dolayısıyla ibaha ile temlik arasında böyle bir fark vardır.

İskat: [Temlik ile ibaha arasında olan bir ameliyedir.] Sözgelimi benim sizden on lira alacağım olsa, "O on lira alacağımı istemiyorum, size iskat ettim, sizden ibra ettim, sizden düşürdüm" dediğim zaman bu aslında bir aidiyetti ama bu aidiyet zimmette var olan bir aidiyetti yani ayn-i müşahhas olan bir aidiyet değildi. Bu aidiyeti kendimden soyutlayıp size vermem bir temlik gibi gözükse de... yalın bir temlik değildir.

Peki zekat bunlardan hangisiyle olabilir? Zekat bir malın mülkiyetinin bir başkasına intikal etmesine yönelik olan bir ibadettir. Zimmetteki bir alacağı düşürmek ya da fakir fukarayı bir yemeğe çağırıp da ona yemek ikram etmek [şeklinde] zekat olmayacağı kitaplarımızda açık ve net bir şekilde beyan edilmiş... Zekat namıyla mali bir ibadet yerine getirilecekse bu zekatın fiziksel olarak aidiyetinin yani mülkiyetinin bir şahıstan başka bir şahsa (başka bir kuruma demiyorum dikkat ederseniz) mülk olarak verilmelidir.

Zekat Bizzat Kurumlara Verilemez

Hastaneler hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/448/hastanelere-alinan-saglik-cihazlari-zekat-yerine-gecer-mi ) :

Hastanelere alınan sağlık cihazları zekât yerine geçer mi?

Zekâtın verilebileceği yerler Kur’an-ı Kerim’de ismen sayılarak belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah), yolda kalmış olanlar, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar ve müellefe-i kulûb (kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimseler)dur (Tevbe, 9/60). Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Buna göre zekât bizzat bireye veya onun vekiline verilmelidir. Bu genel ilkeye göre adı ne olursa olsun kurumlara zekât verilmez. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü bu istikamettedir (Kâsânî, Bedâî’, II, 43-46; İbnü’l-Hümâm, Feth, II, 272; İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 125). Ancak halka hizmet veren bu gibi kurumlara gönüllü yardımlar yapılabilir.

Kur’an kursları hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/440/zekat-ayetinde-gecen-fi-sebilillahin-kapsamina-okullar-kuran-kurslari-camiler-ve-benzeri-hayir-kurumlari-girer-mi ) :

Zekât âyetinde geçen “fî sebîlillah”ın kapsamına okullar, Kur’an kursları, camiler ve benzeri hayır kurumları girer mi?

Zekâtın sarf yerleri, Kur’an-ı Kerim’de (Tevbe, 9/60) belirlenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de toplanan zekâttan kendisine hisse verilmesini isteyen bir zata hitaben, “Yüce Allah, zekât (taksimi) hususunda ne bir peygamberin ne de başkasının hükmüne razı olmadı, onunla ilgili hükmü kendisi verdi ve onu sekiz sınıfa taksim etti. Eğer o sınıflardan isen sana hakkını veririm.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 24) buyurmuştur.

Bu itibarla, belirli şartları taşıyan müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak tarafından belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, yurt, suyolu vb. hayır işlerine sarf edilmesi fakihlerin çoğunluğunca caiz görülmemiştir. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri de temliktir. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder.

Bu sebeple özellikle müslüman fakirin ve ihtiyaç sahibinin hakkı olan ve ancak temlik etmekle yükümlünün zimmetinden düşen zekât ve fıtır sadakasının, tüzel kişilere, hayır kuruluşlarına verilmesi caiz görülmemiştir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 207). İlgili âyetteki “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi, kendisini Allah yoluna ve İslam’a adamış hac yolcuları, askerler ve ilim için yola çıkan gerçek kişiler olarak yorumlanmıştır.

Zekat Aracılar Üzerinden Verilebilir

Zekatı fakire vermek üzere birinin vekil kılınabileceği hakkında bir fetva şu şekildedir (Nureddin Yıldız, https://fetvameclisi.com/fetva/10-zekat-ve-fitre-vekaletle-nasil-verilebilir ) :

Zekat ve fitre vekaletle nasıl verilebilir?

Zekât ve fitreyi götürüp verilecek kimseye ulaştırmamız gerekiyor. Bu verecek olanın kendi görevidir. Bunu kendisi yapamayacağı zaman bir nedenle ikinci bir müslümana; "bunu götürüp verir misin?" diye vekalet verebilir. Bu vekaletin noterden olması gerekmiyor. Sen bunu "fitremdir götürüp verebilir misin?" dediğinde, "Evet, veririm" diyorsa bu bir vekalettir. Tüzel kişilikte olabilir, bir dernekte bu işi üstlenebilir,yapılmasında hiçbir sakınca yoktur. Ama bunun bir vekâlet töreni yoktur. "Evet ben götürürüm" deyince bu bir vekalettir.

Zekatın kurumlar aracılığıyla fakirlere verilebileceği fakat genel hizmetlere verilemeyeceği hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/441/sivil-toplum-kuruluslarina-zekat-verilebilir-mi ) :

Sivil toplum kuruluşlarına zekât verilebilir mi?

Zekâtın verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’an-ı Kerim’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf edilmesi, Hanefîlerce caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez.

Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi, aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’an’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.

Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez. Halka hizmet veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.

Zekatta Aracılar Temlik Şartına Uymalıdır

Zekatın bir kurum üzerinden belli yerlere ulaştırılması hakkında bir tavsiye şu şekildedir (Fatih Kalender, https://youtu.be/N-k-BRA3hCA?t=524 ) :

Günümüzde birtakım kurumlar vardır. Hayır işleri yapıyorlar veya mazlum olan coğrafyadaki insanlara el uzatıyorlar, ki onlardan da Allah razı olsun. Niyetlerinde samimilerse güzel iş yapıyorlar. Peki bunlara biz zekat namıyla bir para verdiğimiz zaman bu zekatı hiç temlik kurallarını uygulamaksızın direkman burda harcamaları doğru olur mu? El-cevap, bu doğru olmaz. Belki görüntü olarak sonuca aynıymış gibi varılsa da, bu ama bizim hani [abdeste ve rükunlara riayet edilmeyen namaz örneğindeki gibidir.]

Neticede zekat bir ibadettir ve her ibadetin de belli başlı şartları vardır. "Ben o şartlara uymadan kendi kendime [bir ibadeti] yerine getiriyorum" demek ne derece kabule şayan olmazsa zekat için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Yani örneğin bir namaz ibadettir. Peki "Ben namaz kılacağım, namazdan gaye vücudu yormaktır, o zaman ben abdestime riayet etmeden veya namazın rükunlarına riayet etmeden namaz kılıyorum" desem bu namaza nasıl ki namaz denmezse, keza "Maksat fakirin ihtiyacını gidermektir, ben de bunu zekat namıyla yapıyorum, ama zekatın şartlarına uymayarak bunu yapıyorum" dedidiğin zaman yaptığınız belki bir hayır olabilir ama buna zekat tabiri kullanılması doğru değil.

O yüzden kardeşlerimize bu noktada şunu tavsiye etmemiz gerekir. Eğer bir kurum üzerinden zekatı belli yerlere ulaştıracaklarsa o kurumları iyi tahkik etmeli. Yani güvenilirlilik meselesinin de ötesinde (çünkü güvenilirlilik de önemlidir) bir de bu noktada fıkhi donanıma sahipler mi? Yani insan dürüst olabilir elbette, o toplanan meblağa el uzatmayabilir, ama acaba uzatmasa dahi bunun nerelerde harcanmasının gerekliliğine dair fıkhi bilgiye sahip midir? Bu konuda araştırma yapmalarında fayda vardır. Eğer güvendiği, bildiği bir kurumsa ve bu temlik noktasına da dikkat ediyorlarsa, zekata elverişli olan kimselere vereceğine de kanaat getiriyorlarsa, bu yapılabilir. Bunda herhangi bir mahsur lazım gelmez.

[Müslüman kardeşlerimiz, bu tarz kamu yararına olan vakıf ve derneklerin temlik uygulamasını yerine getirip getirmediklerini mutlaka] sorgulamalıdır ve bu konuda fıkhi hassasiyet sahipleri midir, hani güvenilirliğini sorguladıkları gibi fıkhi noktada donanımda mıdır, hassasiyet sahibi midir, yoksa bazı muasır ehli ilimden aldıkları fetva doğrultusunda mı hareket ediyorlar, bu konuda elbette sorgulamaları gerekmektedir.

Vekil edilecek kişinin fıkhî bilgisine dair kalbimizin tatmin olması gerektiği hakkında bir fetva şu şekildedir (Nureddin Yıldız, https://fetvameclisi .com/fetva/zekatin-ve-fitrenin-kurumlar-araciligiyla-verilmesi ) :

Zekat ya da fitre, Pakistan, Filistin vb. muhtaç Müslüman ülkelere devlet kurumları ya da dernekler aracılığı ile gönderilebilir mi? Gönderilen yardım ulaşmadığı takdirde kişi sorumlu mudur? Farz üzerinden düşer mi?

Zekât ve fitre gibi ibadetlerde vekalet caizdir. Bu asırda da vekalet en uygun çareler arasında görülmektedir. Ancak vekalet verenin kimi vekil ettiğine dair güveni kendisi sağlamalıdır. İki açıdan güvenli bir vekalet oluşturmak gerekmektedir. Birincisi, ibadetimizi zayi etmeden ulaştıracak bir vekil bulmak. İkincisi de, zekât ve fitre gibi hayır anlayışının ötesinde bir fıkıh ayrıcalığı olan bağışların nasıl değerlendirileceğine ait fıkhî bilgisi olan bir vekil bulmak. Bu iki şartı tahakkuk ettirdikten sonra zekât ve fitreleri her yere gönderebiliriz. Buradaki durum da sizin kalbinizin vekil edeceğiniz kurum hakkındaki tatminliğinden geçmektedir. Allah yardımcımız ve koruyucumuz olsun.

Kurumun Fıkhi Bilgisinin Sorgulanması

Zekat toplayan yardım kuruluşlarının fıkhi donanıma sahip olup olmadıklarını anlamak için kendilerine e-mail ile soru sorulabilir. Bir ihtiyaca binaen, bir insani yardım vakfına e-mail ile soru sorulmuştur. 20 Ekim 2023 tarihinde alınan cevap, vakfın hassasiyet sahibi olduğunu fakat temlik konusunda yanlış anlama veya farklı düşünme olduğunu göstermiştir.

1. Soru: Zekâtta temlik şartı var. Toplanan zekâtı su kuyuları ve katarakt ameliyatı için kullandığınızda bu zekât fakire nasıl temlik edilmiş oluyor?

1. Cevap: Su Kuyusu faaliyetlerinde temlik şartı oluşmadığından (Topluluk yararına olup, bireysel bazda yapılan yardım olmadığından) zekât bağışı kabul edilmemektedir. Katarakt bağışında ise, ihtiyaç sahibinin tedavi masraflarının karşılanması (Temlik şartının yerine gelmesi) söz konusu olduğundan Zekât bağışları kullanılabilmektedir.

2. Soru: Savaş bölgeleri için toplanan zekâtla alınan ayni mal yolda zayi olursa ne yapıyorsunuz, durum zekât mükellefine bildiriliyor mu?

2. Cevap: Vakıf yöneticileri ve çalıştırdıkları personeller emin ve liyakatli olmalı, dolayısıyla yapılan işlerde emin ve liyakat temel prensip olarak aranmakta ve uygulanmaktadır. Bütün bu ön tedbirler alındıktan sonra zararın oluşmasından fıkhen mesul olunmamış olur, ancak bütün bunlarla beraber zekâtı veren açısından iki görüş var;

  • 1. görüş Zekâtı vermiştir emin ve liyakatli kurumlara teslim edilmiş zekât borcu düşmüş kabul edilir.
  • 2. görüş ise, zekâtı veren kişiye bildirilir hali vakti yerinde ise oluşan zararın karşılanmasında serbesttir. Ancak vakfımız mağduriyetin giderilmesi hususunda her ne sebepten olursa olsun bu durumu serbest (şartsız fon) fondan telafisini yapmaktadır. Haliyle mağdurlara planlanan yardım ulaştırılmaktadır.

3. Soru: Toplanan zekâtlar en geç ne kadar sürede hak sahibine ulaştırılıyor? Nakit olmayan varlıkların zekâtını TL olarak ödüyorum. Zekât fakire ulaşana kadar TL'nin değeri yarıya düşerse yaptığım ödeme zekât borcumu kapatmayacak. Gerekli önlemleri almak için zekâtın ortalama ulaşma süresi hakkında bilgiye ihtiyacım var.

3. Cevap: Tarafınızca hesaplanarak vakfımıza emanet edilen zekât bağışınızla, teslim edildiği andan itibaren kendi yükümlülüğünüzü yerine getirmiş bulunmaktasınız. Bundan sonraki süreç vakfımızın inisiyatifinde olup en kısa sürede ihtiyaç sahibine teslim edilmesiyle beraber süreç tamamlanmaktadır.

İkinci soruda vermiş olduğumuz emin ve liyakat prensibi, vakıf işletmesinin tüm faaliyetlerinde geçerlidir.  İdari anlamda vakfımıza yapılan her bağışın, değer düşümlerinin korunması maksadı ile meşru kabul edilen finansal çalışılmalar yapılmakta olup gerekli finansal enstrümanlar kullanılarak bize emanet edilen bağışların değerleri maksimum ölçüde korunmaktadır.

Mallar Temlik Edilmediği Zaman Zekat Olmaz

Konteyner hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1094/afetzedeler-icin-zekat-parasiyla-barinma-yerleri-konteyner-cadir-konut-yapilmasi-caiz-midir ) :

Afetzedeler için zekât parasıyla barınma yerleri (konteyner, çadır, konut) yapılması caiz midir?

Deprem, sel ve benzeri nedenlerle barınma ihtiyacı ortaya çıkan ve zekât alabilecek durumda olan afetzedelere, kendilerine mülk olarak teslim edilmek üzere, zekât parası ile barınma yerleri (konteyner, çadır, konut) yapılması caizdir. Zekât yükümlüsü bunu bizzat yapabileceği gibi her bakımdan güvenilir kişi ve kuruluşlar aracılığıyla da yaptırabilir. Mülkiyeti afetzedelere devredilmeyen çadır, konteyner, konut vb. barınma yerleri ise zekât dışındaki infak ve bağışlardan yapılmalıdır. Zira dinimize göre dayanışma ve yardımlaşma sorumluluğu sadece zekâttan ibaret değildir. Dolayısıyla zekât dışındaki infak ve bağışlar ile de yardıma muhtaç olanlara ulaşmak ve yaralarını sarmak inancımızın bir gereğidir.

Konteyner hakkındaki bir uygulamada konteyner harcamalarının tamamı temlik edilebilir bir konteynere ait değildir ve kurulan bir konteyner temlik edilmemektedir. (İHH, https://ihh.org.tr/bagis/depremzedeler-icin-sicak-bir-yuva ) :

Bir konteyner için fiyat fazla değil mi? Bu konteynerin diğerlerinden farkı ne?

Konteyner mahallemizde kurulacak konteynerlerde 4 kişilik bir ailenin asgari şartlarda yaşayabileceği bütün eşyalar konteyner bedeline dahildir. Konteyner 2+1 bölünmüş şekilde olup içerisinde banyo, WC ve mutfak bulunmaktadır. Aynı zamanda burada büyük bir Konteyner Mahalle inşa edilmektedir. Büyük bir şehrin içerisinde barındırdığı altyapı sistemleri oluşturulacaktır. Kanalizasyon, su ve enerji tesisatı; sosyal ve idari birim binaları buna dahildir. Konteyner kalitesi ve içerisindeki eşyalar, kurulacak olan konteyneri diğerlerinden farklılaştırmaktadır.

Konteyner evler yapı olarak daha sonra başka sosyal amaçlar için veya yardımlar için de kullanılabilir mi?

Konteyner mahallemizdeki misafirlerimiz kalıcı konutlara geçtiklerinde, konteyner evlerimiz ihtiyaç durumunda başka sosyal amaçlar ve yardımlar için kullanılabilir.

Not: Konteyner Mahalle hakkında bilgi sağlayan İHH’nın bu proje için zekat verilebileceği iddiası yoktur.

Briket evler hakkındaki bir uygulamada briket evler temlik edilmemektedir. (Beşir, https://www.besir.org.tr/zekathesapla/sorucevap.php ) :

Zekat ile briket ev yaptırılabilir mi?

Zekat ile briket ev yaptırılamaz. Çünkü zekattaki şartlardan biri, zekat malının fakir bir müslümana temlik edilmesi, zimmetine verilmesidir. İnşası tamamlanan briket evlere, bölgedeki çadırlarda yaşayan fakir ailelerden seçilerek oturmalarına izin verilmektedir. Ancak bu evler kendilerine temlik edilmemektedir. Bir zaman sonra bu aile başka yere taşınmak isterse, boşalan bu eve başka ihtiyaç sahibi bir aileyi yerleştirmekteyiz. Bu nedenle briket ev bağışlarında zekat kabul edilmemektedir.

Hizmetler Temlik Edilemediği için Zekat Olmaz

Yemek hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/446/ramazan-ayinda-belediye-dernek-veya-vakiflarca-hazirlanan-iftar-yemekleri-asevlerinde-dagitilan-yemekler-zekat-ve-fitre-yerine-gecer-mi ) :

Ramazan ayında belediye, dernek veya vakıflarca hazırlanan iftar yemekleri, aşevlerinde dağıtılan yemekler zekât ve fitre yerine geçer mi?

Belediye, dernek veya vakıflarca hazırlanıp ikram edilen iftar yemekleri zekât yerine geçmez. Çünkü bu ikramda, zekâtın sıhhat şartı olan temlik bulunmadığı gibi, iftar yemeği yiyenler arasında kendilerine zekât verilmesi caiz olmayan birçok kişi de bulunmaktadır. Ancak hazırlanan yemekler zekât niyetiyle yoksullara ulaştırılırsa zekât yerine geçer.

Pişmiş yiyecek hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Nurettin Yıldız. https://fetvameclisi.com/fetva-zekat-para-yerine-ayni-esya-olarak-verilebilir-mi-89345.html) :

Vereceğim zekâtımı para yerine ayni eşya olarak verebilir miyim? Örnek olarak çocuklara elbise alıp verebilir miyim?

Zekat vermede asıl olan paradır. Para yerine eşya üzerinden zekat vermeye bazı zorunluluklar nedeniyle ruhsat verilmiştir. Afet bölgelerinde zekat verirken bu ruhsattan istifade edilmektedir. Dolayısıyla daha yararlı olacağı düşünüldüğünde pişmiş yiyecek gibi ekonomik değeri için kalıcılık düşünülemeyen şeyler hariç ekonomik değeri olan şeylerle zekat verilebilir. Piyasa fiyatı ne kadar ise o kadar zekat verildi kabul edilir.

Paraya dönüştürülebilen eşya hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Nurettin Yıldız. https://fetvameclisi.com/fetva-zekat-para-eden-bir-sey-veya-erzak-kolisi-seklinde-verilebilir-mi-49256.html ) :

Selamünaleyküm hocam. Bir vakfa zekat olarak verilen paraların erzak paketleri şeklinde -zekatı verenler bu tasarrufu onaylıyor- uygun kişilere ulaştırılması caiz midir?

Aleykümselam. Zekât para olarak verileceği gibi para eden, paraya dönüştürülebilen bir eşya olarak da verilebilir. Örneğini verdiğiniz durum buna uygundur.

Fakirin Verdiği Vekalet Temliki Kolaylaştırabilir

Zengin kişi bir aracıyı vekil edebileceği gibi, fakir kişi de bir aracıyı vekil edebilir. Fakirden nasıl vekalet alınacağı hakkında bir köşe yazısı şu şekildedir (Ahmet Akışık, https://www.turkiyegazetesi.com.tr/ ) :

Fıtra, oruç fidyesi ve zekât, bizzat fakire verilemiyorsa, o zaman “vekâlet” yolu kullanılır. Vekâlet, fıkha göre şahsa verilir. Kurum ve dernek gibi tüzel kişiliği olan bir yere vekâlet verilmez. Ancak kurum, kuruluş ve derneklerde çalışanlardan biri veya birkaçı, dine/fıkha göre fakir olan şahıslardan bizzat vekâlet almak suretiyle fakir veya fakirler adına fıtra ve zekât alabilirler. Aldıkları bu fıtra ve zekâtları, istedikleri yere hediye edebilirler.

Vekâletin anlamı şudur: Fakir kişi, kurum ve dernekte görevli olan kişiye, gönüllü olarak “Benim adıma fıtra, oruç fidyesi ve zekât almaya ve istediğine vermeye seni umumi vekil tayin ettim” derse, fakir vekili olan kişi, fıtra veya zekâtı “fakir vekili olarak, bu fıtra veya zekâtı aldım” der. Aldıklarını (fıkıhta açıklanan şart ve kurallara göre) kurum veya derneğe verebilir veya bizzat fakirlere dağıtır. Böylece kurum ve dernekler, fıkha uygun fıtra ve zekât toplamış olurlar.

Zenginden vekalet alan aracı kişinin zekatı aldıktan sonra onu fakire teslim etmesi gerekir. Fakirden vekalet alan aracı kişi zekatı fakir adına teslim almış olur. Fakirden vekalet alınmasının kolaylık sağlaması ile ilgili örnekler aşağıda verilmiştir.

Fakirden vekalet almadan ameliyat hizmeti hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Nurettin Yıldız. https://fetvameclisi.com/fetva-yardim-icin-toplanan-paraya-zekat-parasi-katilabilir-mi-79700.html) :

Yardım için toplanan paraya zekât parası katılabilir mi?

Suriyeli muhacir kardeşlerimizin birinin göz ameliyatı olması gerekiyor, bunun için para topluyoruz. Bir arkadaş ona vereceği parayı zekâtım kabul edebilir miyim dedi. Zekât sayılır mı?

Cevap: Toplanan para bizzat Suriyeli muhacire verilecekse sıkıntı olmaz. O maksatla yapılacak harcamalara bir havuz harcaması mantığı ile zekât katılmasında sıkıntı olabilir. En güzeli, toplanan paranın ona teslim edilip ödemeyi yapmasının sağlanmasıdır. Bunda bir sıkıntı olmaz.

Fakirden vekalet alarak tedavi yardımı hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Dişleri Yüksek Kurulu, https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/442/fakir-ve-yoksul-kimselerin-saglik-tedavilerini-yaptiran-vakif-dernek-gibi-kuruluslara-zekat-verilebilir-mi ) :

Fakir ve yoksul kimselerin sağlık tedavilerini yaptıran vakıf, dernek gibi kuruluşlara zekât verilebilir mi?

Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir (Kâsânî, Bedâî’, II, 4).

Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için, zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.

Fakirden vekalet almadan su kuyusu yardımı hakkındaki bir cevap şu şekildedir (Beşir, https://www.besir.org.tr/zekathesapla/sorucevap.php ) :

Zekat ile su kuyusu açılabilir mi?

Zekat ile su kuyusu açılamaz. Çünkü zekattaki şartlardan biri, zekat malının fakir bir müslümana temlik edilmesi, zimmetine verilmesidir. Açılan su kuyuları halkın hizmetine sunulduğu için, kimseye temlik edilmemektedir. Bu nedenle su kuyusu bağışlarında zekat kabul edilmemektedir.

Fakirden vekalet alarak su kuyusu veya Kur’an kursu yardımı hakkındaki bir fetva şu şekildedir (Halis Ece, https://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/4608-su-kuyusu-actirmak-zekata-sayilir-mi.html ) :

Su kuyusu açtırmak zekâta sayılır mı?

Selamün Aleyküm. Su kuyusu yaptirsak. Bu zekata sayilir mi? Zekat dan Düsülür mü?

Ve aleyküm selam.

Aziz kardeşim;

Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’de zekâtın verileceği ve sarf edileceği insanlar ve yerler açıklanmıştır. Bunlar içersinde su kuyusu, köprü, okul, cami, vakıf gibi manevî hüviyeti bulunan faaliyetler ve müesseseler yoktur. Sarahaten belirtilmemiştir. Dört hak mezhebin görüşü de budur. Bu görüşe göre, zekâtın tahsil ve sarf yerlerini belirleyen ayette yer alan “fi sebilillah / Allah yolunda” ifadesi, Allah yolunda bedenen, ilmen mücadele ve hizmet eden mücahitler için geçerlidir.

Bu görüş istikametinde / doğrultusunda meseleye baktığımızda, verilen zekâtın yalnız zekâtı almaya müstahak olan sınıflara verilmesi lazımdır. Çünkü temlik ancak böyle tahakkuk eder / gerçekleşir.

Bir görüşe göre de, ayet-i kerimede zekâtın sarf yerlerini belirleyen cümlede yer alan “fi sebilillah / Allah yolunda” ifadesi, Allah için yapılan bütün hizmet alanları için geçerlidir. Ama tabii ki mezhebimizin / mezheplerimizin görüşleri dışına taşmamak, haddi aşmamak gerekir. Şurası aşikârdır ki, böyle bir uygulamada temlik mümkün olmaz. O bakımdan bunu ancak şöyle te’vil edebiliriz; bir şekilde temlik durumu temin edilerek, zekât parası “Allah yolunda” cümlesinin manası içine giren her türlü hayrî müessselere / kurumlara da harcanabilir. Çünkü neticede o hizmetler de ihtiyacı olan insanlar içindir. Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta; bu hizmetler için zekâtı temliksiz olarak vermek değil, temlikle beraber verip, ondan sonra söz konusu hizmetler için harcamanın yapılmasıdır.

Binaenaelyh suya ihtiyacı olan yerin, zaruret halini göz önünde bulundurarak, şöyle ihtiyatlı ve de orta bir yol takip edilebilir:

Bu işi yapacak olan dernek veya vakfın yetkilisi veya yetkilendireceği birsi, önce o mahallin / yerin sakinlerinin vekâletini alır. Böylece kendisine verilip temlik edilen bu zekâtı onlara vekâleten alıp kabul ettikten sonra da, söz konusu su kuyularının onlar namına açılmasında harcayabilir (harcanabilir). Ehl-i Sünnet âlimlerimizin takip ettiği ihtiyat ve takva yoluna, böylesi bir davranışın daha münasip / daha uygun olacağı âcizane mülahazamızdır. (Her şeyin en doğrusunu Allah ve Rasûlü bilir.)

Nitekim Kur’an Kursları’nda, sair dinî ilimlerin tahsil olunduğu okul, yurt ve müesseselerde okuyan talebeler için toplanan yardımlarda-zekâtlarda da bu yol ve usûl takip edilmektedir.

Fakir Zekatı Alıp Hayır Yapabilir

Zekatın bir hayra şuurlu bir fakir aracılığıyla aktarılabileceği hakkında bir fetva şu şekildedir (Fatih Kalender, https://youtu.be/N-k-BRA3hCA?t=703) :

Bazı hayır işleri vardır. Örneğin medreseler, camiler, dernekler vardır. Bunların da faaliyet sürdürebilmesi için maddiyete ihtiyaç var. İnsanlarımız da zekat borcu varken sadaka namıyla bu yerlere pek bir şey vermiyorlar. Bu gibi hayırların devam etmesini nasıl sağlayacağız?

Mecmau'l Enhur'da bu konuya dair bir ibare görmüştüm. [Bir insan bir camiye, bir hayır kurumuna zekat vermek istiyorsa bunu şuurlu ve hayır sahibi bir fakir vesilesiyle yapmalıdır. Burada her ikisi de niyetinin sevabını alır.] Aslında bizim klasik medreselerde uygulanan bir mesele ama en azından ibare olarak da karşımıza çıkmıştır. Şöyle ki, şuurlu bir müslümana, yani gerçekten bu hayır sahibi olma konumunda şuur sahibi ve o maddiyata da "ben sahiplendim, benim oldu ve benim hayrım olarak veriyorum" şeklinde [zekat olarak aldığı maddiyatla hayrı] yapacak kişiler yoluyla temlik yapılması [mümkündür].

Örneklendirelim. Gayemiz bir cami yaptırmak, bir medrese yaptırmak ama bir binaya zekat verilemez. Benim maddi imkanım var ve zekat vermem gerekiyor ama zekat borcumu vereceğim, nafile olarak verebilecek bir imkana sahip değilim, ama ortada da bir cami yapılmasını istiyorum. Siz ise hayır sahibi birisiniz ama maddi imkanınız elverişli değil ve şuurlusunuz. Sizle anlaşıyorum. Bunu zekat namıyla size veriyorum. Artık bunun mülkiyeti / aidiyeti benden soyutlanıyor, size [intikal] oluyor ve bu malın sahibi siz oluyorsunuz. Böylece ben zekatımı vermiş oluyorum ve bu saatten sonra siz o camiyi hayrınıza yaptırmış oluyorsunuz.

Hatta musannif bu noktada diyor ki: "peki zekat veren kimse o caminin yaptırımından kaynaklı da bir sevap alır mı yoksa sadece vermiş olduğu zekatıyla mı iktifa eder?" Burada aslında bir hayra delalet etmek onu yapmak kabilinden değerlendirildiği için [zekat verenin] caminin yapımında da aslında ortak olacağını net bir şekilde ifade etmiştir. Artı, [zekat alan] siz de maddi imkana sahip olmadığınız halde cami gibi yani ciddi anlamda maddi imkana sahip olmayı gerekli kılan bir fiiliyatta bulunmuş oluyorsunuz. Bu şuurda olmak kaydıyla, bu şekilde bir uygulama ile bu bahsedilen hizmetlerin görülmesi mümkündür.

3 Kasım 2022 Perşembe

Banka Promosyonu Faiz Midir?

Bu yazıda, başlıktaki sorunun cevabını vermeyeceğimi baştan söyleyeyim. İnsanlar konu hakkında fikir sahibi olsun ve cevabını bildikleri bir konuda fetva almak için bir hocaya gitmeden önce kalbine bir danışsın diye bu yazıyı yazmaya başladım. Bu yazı faizin tanımıyla başlayıp sonra banka promosyonunun özelliklerine doğru ilerleyecektir.

Borç verilen bir para veya mal belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla alındığında o fazlalığın adı faiz olmaktadır. Mesela bir bankanın mevduat hesabına para yatırılarak o bankaya borç verildiğinde, vade sonunda anaparanın üzerinde alınacak fazlalık faizdir. Faiz, borca muhtaç birinin bu zayıflığından faydalanarak emeksiz ve hemen hemen risksiz para kazanmayı sağlar. Faizli borç verenler kendilerini haklı çıkarmak için bunu bir yatırım olarak görür. Yatırım, gelecekte daha fazla fayda elde etmek için bugünkü faydadan vazgeçmektir. Mesela gelecekteki ürün satışından sağlanacak daha fazla gelir için bugün ticaret veya sermaye harcaması yapmak bir yatırımdır. Bazı iktisatçılar bunu reel yatırım olarak isimlendirip faizli borcu finansal yatırım olarak isimlendirir. Allah, borcu ticarete benzetip faizini istemekten sakındırarak faiz teorisinin yerine İslam'ın ilkelerini koymaktadır:

Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. (Bakara Suresi, 275)

Borç bir yardımlaşmadır ve faydası ahirettedir. Müslüman bir toplumda borçveren verdiği bir borçtan dünyevi bir fayda aramamalı ve borçalan da borçvereni dünyevi zarara uğratmamalıdır. Günümüzde kimsenin kimseye borç vermemesinin alternatifi borca faiz eklemek değil, karşılıklı güvenin sağlandığı müslüman bir toplum inşa etmektir. Faizin günümüzde zaruri olduğunu düşünen birinin önce kendine bakması gerekir. Borçverenin ihtiyacını düşünmeden borcu bedava para olarak görüyor mu? Herkesin böyle düşündüğü bir toplumda kimse kimseye borç vermeyecektir ve herkes bir ihtiyacı bahane edip borç arayacaktır. Yakın bir zamanda bir kuruşunu bırakmayıp fazlasını isteyen bir adamın "ehl-i tarik özverili olmalıdır" demesine şahit oldum. Bazen söylediğimiz söze göre kendimizi tartamıyoruz. Borç alırken/verirken dünya için değil ahiret için yarıştığımız zaman kendimizi ihtiyaç sahiplerine faizsiz borç verirken bulacağız.

Faizin tanımı basit olsa da günümüzdeki her bir işlemin ne derece faizli olduğuna karar vermek zor olmaktadır. Bunun nedeni, bankaların müşteri çekebilmek için finansal işlemlerini çeşitlendirmede oldukça mahir olmasıdır. Bankaya borç para verilmesi farklı şekillerde olabilir. Bunlardan bazıları aşağıdaki gibidir.

İlk olarak banka, borç verene faizi dönem sonunda ödemek yerine dönem başında ödemeyi tercih edebilir. Mesela bugün yatırılan 100 TL anapara için, bugün 10 TL faiz ve vade sonunda 100 TL anapara ödeyebilir. Bu durumda bankaya gerçekte 90 TL borç verilip vade sonunda 100 TL geri alınmış ve %11 faiz oranı uygulanmış olmaktadır.

İkinci olarak, bankanın uyguladığı faiz oranı belirsiz olabilir. Mesela bugün yatırılan 100 TL anapara için vade sonunda 100 TL anaparaya ilave olarak gelecekteki duruma göre 5 TL ile 20 TL arasında değişen bir faiz ödemeyi taahhüt edebilir. Banka vade sonunda bu aralıktaki bir fazlalığı ödediğinde sabit bir anaparaya %5–%20 aralığında değişken bir faiz oranı uygulamış olmaktadır.

Üçüncü olarak, bankanın bir aralıktaki anaparaya ödeyeceği faiz tutarı sabit olabilir. Mesela banka bugün 25 TL ile 100 TL arasında para yatıran herkese vade sonunda anaparaya ilave olarak 5 TL faiz ödemeyi taahhüt edebilir. Banka anapara ve faizlerini ödediğinde, yatırımcının anaparasına göre %5–%20 aralığında bir faiz oranı uygulamış olmaktadır. Mükemmel piyasalarda her bir yatırımcının bankaya asgari 25 TL'yi yatırıp kalan parasını başka bir yerde değerlendirmesi beklenebilir fakat gerçekte paranın bu şekilde bölünmesinde engeller vardır. Mesela insanlar maaş ve satış bedeli gibi alacaklarını banka aracılığıyla tahsil ettiklerinde veya gelecekteki ödemeleri için bankaya para yatırdıklarında mevduat hesaplarındaki tutar tam olarak 25 TL olmayabilir.

Dördüncü olarak, bankanın belirsiz bir anaparaya ödeyeceği faiz tutarı sabit olabilir. Mesela banka yarın 100 TL para yatırmaya söz veren herkese vade sonunda anaparasına ilave olarak 5 TL faiz ödemeyi taahhüt edebilir. Yatırımcılar söz verdikleri tutarı yatırmasalar bile banka tahhüt ettiği 5 TL'yi ödemeye niyetlidir. Gerçekleşen faiz oranı ise bankaya yatırılan tutara göre değişmektedir. Mesela faiz oranı 100 TL anapara için %5 olmakta, 25 TL anapara için faiz oranı %20 olmakta ve 0 TL anapara için sonsuz olmaktadır. Mükemmel piyasalarda her bir yatırımcının bugün söz verip kampanyaya katılarak yarın hiç para yatırmaması beklenebilir. Ancak insanlar genellikle bankanın sağladığı ödeme kolaylıklarından faydalanmak için banka aracılığıyla tahsil ettikleri maaşlarını hemen çekmeyip bankanın bunu borç olarak kullanmasına izin vermektedir. Maaşı bir bankaya yatan iki kişiden birisi maaşını yattığı ilk günden başka bankaya aktarsa da diğeri iki aylık maaşını bankada tutabilir. Bu nedenle mevduat hesaplarındaki ortalama tutar sıfırdan büyük olmaktadır.

Beşinci olarak banka, bir kurumun maaşları yatırmak için kullanacağı banka olarak kendisini seçmeleri için o kurumun personeline peşin sabit bir promosyon önerebilir. Mesela banka, maaşların yatırılması için belli bir süre için kendini tercih eden ve bir sözleşme imzalayan kurumun personeline sözleşmedeki ay sayısı kadar peşin 10 TL ödemeyi taahhüt edebilir. Her bir personelin maaşından para biriktirme davranışı ve biriktirdiği parasını bankada tutma tercihi birbirinden farklıdır fakat toplamda veya ortalamada bu farklılıklar önemsizdir. Ortalama bir personelin ortalama bir günde maaşının yattığı mevduat hesabında 1.000 TL para tutacağını ve bankanın bunu borç olarak kullanmasına izin verdiğini varsayalım. Banka bu tutarı tecrübelerine dayanarak doğru bir şekilde tahmin edebilmektedir. Bu nedenle banka için maaş sözleşmesi, kişi başına ortalama 1.000 TL'nin sözleşme sonuna kadar bankaya borç verileceği anlamına gelmektedir. Banka bu borç için rakip bankalar ile yarışmaktadır ve borcun fiyatı olarak kurum personeline promosyon önermektedir. Bu promosyon bir hediye değildir çünkü maaş sözleşmesi imzalanmadığı takdirde banka borcu alamayacağı için promosyonu ödemeyecektir.

Banka ile maaş sözleşmesi imzalayan kurumun personelini tek bir temsili yatırımcı, cemiyet veya şirket olarak düşündüğümüzde bankanın toplam anaparaya ödediği toplam faiz ile o tek temsili yatırımcıya uygulanan ortalama faiz oranı hesaplanabilir. Bankanın bu ortalama faiz oranı hakkında bir beklentisi vardır ve piyasa faiz oranını aşmayan bir oranla borç almayı umduğu için promosyon kampanyası yapmaktadır. Mevduat hesaplarındaki ortalama 1.000 TL anapara için banka aylık 10 TL faiz ödediğinde aylık faiz oranı ortalama %1 olmaktadır. Bu faizler dönem başında peşin ödendiğinde gerçek faiz oranı %1'den biraz daha yüksektir. Banka ile sözleşme yapan kurumda maaşını yatar yatmaz çeken veya başka bankaya aktaran personel bulunabilir. Bu personelin alacağı promosyon, ferdi olarak bankaya vereceği bir borcun karşılığı değildir fakat cemiyetinin bankaya ortalama %1 faizle vereceği borcun faizinin kendisine düşen karşılığı olabilir.

Yukarıda promosyonun faiz olmasını ortaya çıkarabilen iki durum ortaya kondu. Birincisi, promosyonun karşılıksız bir hediye olmayıp potansiyel bir borç karşılığı olmasıdır. İkincisi de, promosyon için birlikte hareket eden personelin, bankaya sağlanacak borç karşılığında faiz alıp bütün üyelerine eşitçe paylaştıran bir şirket gibi davranmasıdır. Güncel uygulamanın ne derece bu durumları içerdiğini görmek için bir kurumda yetkili olan sendikanın üyelerine gönderdiği iki mesaj aşağıda sunulmuştur:

Değerli üyemiz ... bankası ile kurumumuz arasında devam eden promosyon ihalesinin revize edilmesini istemiştik. Bütün çabalarımıza ve sözlü yazılı-yüzyüze görüşmelerimize rağmen olumlu bir güncelleme yapılmamıştır. Bu nedenle bankayı boykot etmek için hesaplarımızı, kredi kartlarımızı, otomatik ödeme talimatlarımızı tüm yatırımlarımızı kapatıp başka bankaya aktarmak için pazartesi günü yönetim kurulumuzla bankaya gideceğiz. Bu süreçte tüm üyelerimizi ve personelimizi boykota davet ediyoruz.

Değerli üyemiz çabalarımız sonuç verdi. 15 ay için bu ay sonuna kadar hesaplara yatmak üzere 13500 ye ... bankasıyla anlaşma sağlandı. Bilginize. İyi ki ... sendikamız var.

Mesajlarda, hesaplardaki paranın ancak ek promosyon karşılığında aynı bankada tutulmaya devam edeceği, aksi halde başka bankaya aktarılacağı ima ediliyor. Ayrıca sendika üyelerinin ortak hareket ederek boykot etmesi tavsiye edilip elde edilen başarının mutluluğu üyelerle paylaşılıyor. Banka mevduat hesabında para tutulması demek o bankaya borç verilmesi demektir. Bu nedenle bir personel, aldığı promosyonun bankaya vereceği bir borç karşılığı olmaması için maaşlarını yattığı anda başka bir yere aktarmayı tercih edebilir. Fakat çoğu personel parasını bankada tutmaya devam etmektedir. Bunun delili, bankanın promosyon önermesi ve sendikanın bunu yeterli bulmayıp boykota davet etmesidir. Parasını bankada tutmayan personel promosyon miktarının artması için yapılan çabaya destek olduğunda, parasını bankada tutan personelin borç karşılığı olarak alacağı para için de mücadele etmiş olmaktadır. Parasını bankada tutmayan personel sendikanın çağrısına ancak kalben katılabilir çünkü zaten o bankada çekecek parası yoktur. Sendikanın promosyon miktarını yükseltmek için çabasına ve başarısına sevindiği derece o cemiyetin şahs-ı manevisine ve faiz gelirine ortak olabilir. Müslüman birinin yapması gereken şey, verilecek borç karşılığında bir fazlalık alınmaması gerektiğini savunmaktır.

Promosyonu bankaya mı bırakalım gibi bir itiraz gelebilir. İlk olarak şunu hatırlatmakta fayda var: Bir borç bankaya da verilse fakire de verilse o borç için alınan fazlalık faizdir. İkinci olarak, faizli bir bankanın verdiği hediye hiçbir borcun karşılığı olmasa bile, o hediye faizle kazanılan bir paradan verilmektedir ve potansiyel müşterinin o bankaya karşı olumlu tutum geliştirmesi için verilmektedir. Üçüncü olarak, bankaların amacı faiz gelirini maksimize etmektir. Daha fazla faiz geliri için daha fazla mevduat aramaktadır. Daha fazla mevduat için faiz, hediye ve kampanyalar sunmaktadır. Allah günahların cazibesinden bizi korusun.

İlave (17 Mayıs 2024):

Abdülhamid Türkeri hocanın bir videosunda hocaların promosyonu neden doğrudan faiz olarak değerlendirmediğine dair kısmen cevap buldum.

● Birincisi, videoda zaten "Promosyon, ekser kazancı haram olan bir kurumun vermiş olduğu hediyedir" dedikten sonra "En ehven fıkhi değerlendirmesi bu şekildedir" diyor.
● İkincisi, promosyon devletin maaşı erkenden bankaya yatırdığı gün ile memurun maaşı hak ettiği gün arasında (yani paranın devlete ait olduğu süre boyunca) işletilmesi karşılığında veriliyormuş. Çalışanın maaş gününden sonra (yani paranın çalışana ait olduğu sürede) çekilmeyen kısmının işletilmesinin karşılığında verilen para değilmiş.

Bu sefer aklıma yine bir soru geliyor. Çalışan, kendini temsil eden sendika veya kurum aracılığıyla maaşın yatacağı bankayı tercih etme ve promosyon pazarlığı yapma imkanına sahip olduğu için bankaya maaş gününden önce yatan paranın da sahibi sayılmaz mı? Bankalar promosyonu dakik bir şekilde hesaplayıp ayrıntılı sözleşmelerle verirken müslümanın bu kadar ince düşünmesi abes sayılır mı?